hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Şefaat
   
  Hakka Davet
  Şefaat
 

ŞEFAAT

Şefaat kelime olarak; birinden başkası adına bir ricada bulunma, kusurlarının bağışlanmasını dileme, bir suçlu veya ihtiyaç sahibinin af ve iyiliğe kavuşması için diğeri tarafından tavassut etme ve yardım isteme manalarına gelmektedir.

    İslâmî ilimler ıstılahında ise şefaat, buna ehil olan bir zatın, Allah-u Teâlâ’dan, günahkâr bir müminin affını niyaz etmesi demektir.

     Şefaatin hak olduğu ayet ve hadislerle sabittir. Bazı sapık fırkalar şefaati inkâr cihetine gitmişlerdir. Hâlbuki Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha; 100) Başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmuştur: “Onlar Allah’ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler.” (Enbiyâ; 28)

     Enes radıyallahu anhtan rivayetle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Her Peygamber’in ümmetine yapacağı duaları vardır. Ben, duamı ümmetime şefaat etmek için ahirete bıraktım.” (Buhari, Müslim) 

     Ümmü Habibe radıyallahu anhadan rivayetle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Benden sonra ümmetimin karşılaşacağı felaketler ve birbirlerinin kanlarını dökecekleri bana (mana âleminde) gösterildi. Bu hal beni üzdü. Daha önce geçen ümmetlerde olduğu gibi, ümmetimin başına gelecekler de Allah’ın takdiridir. Allah’tan kıyamet gününde ümmetime şefaat etmemi istedim. O da kabul etti.” (Beyhaki)

     Ebu Akil oğlu Abdurrahman radıyallahu anha şöyle anlatmıştır: “Bir heyetle Resûlullah sallallâhu aleyhi veselleme gitmek üzere çıktım. Kapısına varınca develerimizi çökerttik. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin yanına girerken, dünyada en sevdiğimiz kimse o idi. Fakat yanından çıkarken (İslam’la şereflendikten sonra) yanına gelenlerin içinde onu en çok seven biz olmuştur. Bir ara bizden biri:

-          Ya Resûlullah! Rabbinden Süleyman Peygamberin saltanatı gibi bir saltanat istemedin mi? Deyince güldü, daha sonra:

-          Umarım ki Peygamberinize verilen Allah katında Süleyman Peygamberin saltanatından daha üstündür. Allah gönderdiği her peygamberin duasını kabul etti. Onlardan bir kısmı dünyada dua etti, istediği verildi. Bazıları iman etmeyen âsi kavmine beddua etti, helak oldular. Allah benim de dileğimi kabul etti, ben ahirete bıraktım, Kıyamet günü Rabbim katında ümmetime şefaat edeceğim. (Taberani, Bezzar)

 

      Enes radıyallahu anhadan rivayete Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa aleyhisselam gelerek:

-          Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah’ın ümmetleri –amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtulmasını istiyorlar, der. O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Müminlere serin bir hava olurken, kâfirleri ise öldürücü sıkıntılar kaplar. İsa’ya:

-          Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle! Der giderim. Arş-ı Alâ’nın altına varınca hiçbir meleğin ve hiçbir peygamberin görmediği şehlerle karşılaşırım. O sırada Allah Cibril’e vahyederek (emir vererek):

-          Git Muhammed’e: ‘Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatin kabul olunacaktır’ de buyurur.

    O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce –şefaate hak kazananlardan-  her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım.  Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana: Ümmetinden bir gün dahi gönülden ‘Lâ ilâhe illallah’ deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!” deyinceye kadar yerimden kalkmam.” (Ahmed bin Hanbel)

    Enes bin Malik radıyallahu anhadan rivayetle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde bir kişi mutlaka iki, üç kişiye şefaat eder.” (Bezzar)

    Ali bin Ebi Talib radıyallahu anhadan rivayetle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden o kadar çok kimselere şefaat ederim ki, Rabbim bana: “Razı oldun mu? Ya Muhammed!” diye seslenir. Ben de: “Evet Rabbim, razı oldum.” Derim.” (Bezzar, Taberani)

    Enes radıyallahu anhadan rivayetle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (Ebu Davud, Bezzar, Taberani, İbn Hıbban, Beyhaki)

     Beş kısım şefaat vardır. Birincisi, insanları kurtarmak içindir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme hastır. İkincisi, insanların hesapsız olarak cennete girmesi içindir. Bu da Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme hastır. Üçüncüsü, ateş kendilerine vacip olmuş kişilere Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem ve Allah-u Zülcelâl’in istediği evliyalar şefaat yaparak onları ateşten kurtaracaktır.

    Dördüncüsü, cennet ehlinin derecelerinin daha yükselmesi için şefaat vardır. Beşincisi, günahkârlardan ateşe girmiş olanlar için Peygamber Efendimiz, diğer Peygamberler, melaikeler ve onların mümin kardeşleri onlara şefaat edip, cehennem ateşinden çıkaracaklardır.

    Sonra, Allah-u Zülcelâl tek bir defa kelime-i tevhid söyleyen kulları şefaatsiz olarak cehennemden çıkaracak, yalnız kâfirler cehennemde kalacaktır. Bu yazdığımız ayet ve hadisler, şefaatin hak olduğuna dair apaçık delillerdir.

    Bilindiği gibi bazı sapık fırkalar, herhangi bir şer’î delile dayanmadan, şahsi te’villerle şefaati inkâr cihetine gitmişlerdir. Ehl-i Sünnet uleması şefaatin hak olduğuna dair ittifak ederler.  Bu mevzu üzerine Nevevî Kâdı İyaz’dan şu açıklamayı kaydeder: “Ehl-i Sünnet’e göre şefaat aklen câizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir, çünkü: “O gün Rahmân’ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha; 109) ayeti ile “Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler…” (Enbiyâ; 28) ayeti ve emsali ayetler, açık bir surette şefaatten bahsetmektedir.

    Ayrıca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de pek çok hadiste şefaatten bahsetmiş, haber vermiştir. Ahirette günahkâr Müslümanlar hakkında şefaatin hususunda gelen rivayetlerin toplamı tevanet uleması bu hususta icma etmiştir. Ancak Mutezile’den bazıları ile Hariciler şefaati inkâr etmişlerdir.  Onlar günahkârların cehennemde ebedi kalacakları görüşündedirler.

   Bu hükme giderken: “Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda vermez.” (Müddessir; 48) “Artık zalimler için ne bir candan dost vardır ne de sözü dinlenir bir şefaatçi…” (Mü’min; 18) gibi ayetlerle ihticac etmişlerdir. Hâlbuki bu ayetler, kâfirler hakkındadır.

    Daha önce de dediğimiz gibi bu ayet ve hadisler, apaçık bir şekilde, bu inkârcıların yüzüne yanlışlarını vurmaktadır.

 

Kaynak: Büyük İslam İlmihali

Muelif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri

 


 
  Bugün 13 ziyaretçi (32 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=