hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - İslam Dininin Kaynakları ve Dini Hükümler
   
  Hakka Davet
  İslam Dininin Kaynakları ve Dini Hükümler
 

İSLAM DİNİNİN KAYNAKLARI VE DİNİ HÜKÜMLER


İslâm Dininin Kaynakları
İslam dinine ait olup dünya ve ahiretle ilgili bütün bilgi ve hükümler, dört kaynaktan elde edilir. Bunlar; kitap, sünnet, icma ve kıyastır.

1- Kitap
Kitap;
Allah-u Zülcelâl'in, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme Arapça olarak indirdiği, Fatiha suresi ile başlayıp Nas suresi ile sona eren Kur'an-ı Kerim'dir. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Bu kitabı da her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik." (Nahl; 89) "Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır." (En'am; 38)

Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme ilk olarak, Miladi 610 senesinde Hira Mağarası'nda Kadir Gecesi'nde inmeye başlamış, Cebrail aleyhisselâm vasıtasıyla, yirmiüç yıla yakın bir sürede tamamlanmıştır. İlk inan ayet-i kerimeler şöyledir: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. O, İnsana bilmediği şeyleri öğretti." (Alak; 1-5)

Son ayet-i kerime, veda haccı sırasında, Zilhicce ayının dokuzuncu günü inmiştir: "Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı verip ondan razı oldum." (Mâide; 3)
Kur'an-ı Kerim nazil oldukça, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem inen ayetleri, vahiyleri katiplerine yazdırır ve hangi ayetin nereye yazılacağını söylerdi. 

2- Sünnet
Sünnet; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin söz, fiil ve takrirleridir. Söz (Kavli Sünnet, kavli hadis); Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme ait kelamdır. Fiil (Fiili Sünnet, fiili hadis); Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin hareket, tutum ve uygulamalarının anlatımıdır. 
   Takrir (Takriri Sünnet) iki kısımdır: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin bizzat muttali olduğu herhangi bir olay veya sahabilere ait uygulamayı tasvip ve tasdik ettiğini açıkça belirtmesidir. İkini olarak; dolaylı olarak muttali olduğu herhangi bir olay karşısında sükut etmesidir. 
  Fıkıhta, Kur'an-ı Kerim'den sonra, ikinci kaynağın Sünnet olduğu konusunda ittifak vardır. Sünnetin dini konularda bir delil oluşu, ayet-i kerimelerle sabittir: "Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının." (Haşr; 7) "Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur." (Nisâ; 80) O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir." (Necm; 3-4)

3- İcma
İcma; ameli bir meselenin dini hükmü üzerinde müctehidlerin ittfak etmesidir. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu ve Hz. Ömer radıyallahu anhu başta olmak üzere sahabiler, hükmünü Kur'an'da ve Sünnet'te bulamadıkları bir meseleyi, aralarında istişare ederek, ortak bir hükme varırlardı. İcma'nın dini bir delil olduğu, ayet ve hadislerde açıkça ifade etilmiştir. 
  Nitekim Allah-u Zülcelâl bu ayeti kerimelerin birinde şöyle buyurmuştur: "Doğru yol kendilerine apaçık belli olduktan sonra, kim peygambere muhalefet edip mü'minlerin yolundan başka bir yol tutarsa biz de onu kendi seçtiği yola sevk eder ve cehenneme sokarız. O gidilecek ne kötü bir yerdir." (Nisâ; 115) Ayet-i kerimede geçen 'mü'minlerin yolu'ndan maksat, ictihad ehliyetine sahip alimlerin ittifakla benimsedikleri yoldur.
   Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem de bazı hadis-i şeriflerde şöyle buyurmuştur: "Benim ümmetim hata üzerine birleşmez." (İbn-i Mâce) "Benim ümmetim dalalet üzerinde birleşmez." (İbn-i Mâce) "Müslümanların iyi gördüğü şey, Allah katında da iyidir." (Ahmed bin Hanbel) Bu hadis-i şerifler, icmanın delil olduğuna ve ona uyulması gerektiğine işaret eder. 

İcma'nın üç mertebesi vardır: 
a) Sarih icmâ: Her müctehid, ileri sürdüğü görüşü kabul ettiğini açıkça kabul ettiğini açıkça söyler. Müctehidlerden biri itiraz ederse alimlerin coğunluğuna göre, icmâ gerçekleşmiş olur. 
b) Sükûti icmâ: Bir müctehidin ortaya attığı görüşü, işitip öğrendikleri halde, diğer müctehidlerin itiraz etmeyip susarak kabul ettikleri icmadır. 
c) Bir yönü ile ittifak edilen, diğer yönü ile ihtilaf edilen icma. Mesela, ölen birinin dedesinin mirasçı olacağı icma ile sabit olduğu halde, hissesi hakkında ihtilaf edilmesi gibi. 

4- Kıyas
Kıyas; hakkında ayet ve hadislerde hüküm bulunmayan bir meseleyi, ortak özelliklerinden dolayı, hakkında hüküm bulunmayan bir mesele ile karşılaştırmak ve ona göre hüküm vermek demektir.
   Buna göre, kıyas ile yeni bir hüküm konulmuş olmaz. Kıyas ile Kur'an ve Sünnet tarafından konulmuş, fakat gizli kalmış bir hüküm meydana çıkarılmış olur. Bu bakımdan kıyas, açığa çıkarıcı bir hüccettir. Halbuki, Kur'an ve Sünnet, ispat edici bir hüccettir. 
   Mesela; şarap, Kur'an-ı Kerim'de yasaklanmıştır. (Maide; 90) Ancak daha sonraki devirlerde değişik adlarla içkiler ortaya çıkmıştır. Bunlar, Kur'an'da isim olarak zikredilmez. Şarabın, sarhoşluk verdiği için yasaklandığı, üzerinde düşünülünce anlaşılacağı gibi, çeitli hadislerde de bu nokta belirtilmiştir. Bu yeni içki çeşitlerinin de içeni sarhoş ettiği belli olunca, şarabın hükmü, ortak nitelik olan sarhoş etme özelliği yüzünden kıyas yoluyla diğer alkollü içkiler de şamil olur. 
    Bu şaraba: "Asıl" denir. Çünkü hakkındaki dini hüküm ayet-i kerime ile sabittir. İçilmesinin haram olması ise; Şer'i bir delil ile sabit olan  dini bir "Hüküm"dür. İçene sarhoşluk vermesi de bunun illeti (sebebi)dir. 
   Müçtehidin en önemli vazifesi, bu illeti bulup tespit etmektir. Görüldüğü üzere kıyas, dini hükümleri doğrudan doğruya ve müstakil olarak ispat eden şer'i bir delil olmayıp, kitap ve sünnet ile sabit olan bir hükmü, müşterek bir illet vasıtasıyla yeni bir hadise ve mahalde izhar eden, yani kapalı olan bir hükmü açıklayan bir delildir. 

Tabakat-ı Fukaha
Tabakat-ı Fukaha, Fıkıh ilmi alimi olan Fakihlerin mertebeleri demektir. Hanefi fıkıh alimleri yedi mertebeye ayrılırlar: 
  1. Müctehid fiş-Şer'i: Mutlak müctehid demektir. Bu müctehid; Kur'an-ı Kerim ile sünnetin ışığı altında bir takım usul ve kaideler tesis ederek bir yol çizmiş şer'i meseleleri ona irca' etmiştir. Bu durumda onların sayıları çoktur. Kesin bir rakam vermek mümkün değildir. İmam-ı Azam, İmam Malik, İmam Şafii, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevri, bunlardandır. Ancak bunların bir kısmının mezhebi yayılamadı, bir kısmı yayılıp bir müddet devam etti, bilhare silinip gitti. Bir kısmı ise devam etmektedir. Bunlar da meşhur olan dört mezheptir. 
  2. Müctehid fil-Mezheb: Bunlar şer'i delillere başvurduklarında ictihad edebilecek bir yeteneğine sahip kişilerdir. Ancak bir müctehidi mutlakın tesis ettiği halde ve usulüne göre ictihadda bulunurlar. Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Müzeni gibi şahıslar bu mertebedendir. 
  3. Müctehid fil-Mesele: Mesailde ictihad gücüne sahip olan kişilerdir. Ne usülde ne de füru'da müctehidi mutlaka muhalefet edemez. Yalnız müctehidin görüşü bulunmayan meselelerde müctehidin kaide ve usulüne uygun bir şekilde ictihad edebilir. Tahtavı, Serahsi ve Kerhi gibi kimseler bu tabakaya dahildirler.
  4. Muharric: Bu tabakaya dahil olanlar ictihada kadir değildir, fakat müctehidden gelen ve birkaç ihtimali bulunan kavlin ibhamını izale edip açıklayan kimselerdir. Cürcani gibi kimseler bu tabakaya dahildirler. 
  5. Muraccih: Bu tabakaya dahil olanlar ictihada kadir olmamakla beraber, müctehidden gelen bu iki görüşten birisini delillere dayanarak tercih edebilen kimselerdir. Kuduri ve hidaye sahibi Merginani gibi kimseler bu tabakaya dahildirler. 
  6. Mümeyyiz: Bu tabakadaki fakihler de yukarıdaki rütbelerden birisinde olmadığı halde, zahir el-Mezheb, zahir el-Rivaye ve rivayeti nadiren birbirinden fark eden ve bilen kimselerdir. Muhtar ve Kenz sahibi kimseler, bu tabakadan sayılırlar. 
  7. Sade Mukallif: Bu sınıftaki fakihler, yukarıda zikredilen mertebelerden hiçbirisine yetişememiştir. Ancak; Mezhebin mesailini ezberleyip eserlerinde derleyen kimselerdir. Haskefi ve İbn-i Abidin kimi kimseler bu tabakaya dahildirler, diyorlar.
Şafii mezhebine göre ise fakihlerin durumu üç mertebeye ayrılır: 1- Müctehid-i Mutlak, 2- Müctehid fil-Mezheb 3- Müctehid fil-Mesail ve Müraccih'tir.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali
Muelif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri

 


 

 
  Bugün 18 ziyaretçi (93 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=