hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - İmamet ve Cemaat
   
  Hakka Davet
  İmamet ve Cemaat
 

İMAMET VE CEMAAT

İmametin, dinimizde önemli bir yeri vardır. Onun için Müslüman bir cemaate namaz kıldıran bir kimsenin, bu göreve ehil olması gerekir. İmam olacak kimsede bazı vasıfların bulunması gerekir:

1-      Namaz hükümlerini daha iyi bilmesi,

2-      Sünnete uyan bir kişi olması,

3-      Namazdaki kıraatin; farz, vacip ve sünnet miktarlarını bilmesi ve cemaatin durumuna göre, namazı uzatması veya kısa surelerle hafif tutması,

4-      Açıktan günah işlememesi, söz ve davranışları ile insanlara örnek olması, aranılan vasıflardır.

İmametin Şartları

1-      Müslüman olmak: Kâfir olan bir kimsenin imamlığı ittifakla sahih değildir.

2-      Akıllı olmak: Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, delinin arkasında namaz kılmak sahih değildir. Ancak delilik hali, nöbet şeklinde ara ara geliyorsa aklı başında iken arkasında kılınan namazlar sahihtir. Fakat ara ara deli olan bir kimsenin arkasında namaz kılmak mekruhtur. Aynı şekilde bunak ve sarhoş kimselerin imamlığı da sahih değildir.

3-      Baliğ olmak: Hanefi mezhebine göre, farz veya nafile namazlarda, temyiz çağında bulunan çocuğun, ergenlik çağına ulaşmış olan kimselere imamlık yapması sahih değildir. (Şafii mezhebinde ise temyiz çağındaki çocuğun ergenlik çağında bulunan kimselere İmam olması sahihtir.)

4-      Erkek olmak: Kadınların ne farz ne de nafile namazlarda erkeklere imam olması sahih değildir. Hanefi mezhebine göre, teravih namazı olsa bile erkekler olmadan kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kılmaları mekruhtur. (Şafii mezhebine göre, kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kılmaları müstehaptır. İmam olan kadın, cemaatin ortasında durur.)

5-      Abdestsizlik ve necasetten temizlenmek: Abdestsiz olan kimsenin imam olması sahih değildir.

6-      Kıraatı ve rükunları düzgün yapmak: Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, imam olan kimse, namaz sahih olacak şekilde düzgün okumalı ve rükunları yerine getirmelidir. Onun için Kur’an okumayı bilen kimsenin, okumayı bilmeyen ümmî kimseye uyması sahih değildir. Uyduğu takdirde namazı yeniden kılması icap eder.

7-      Başkasına uymuş olmamak: İttifakla, başka bir kimseye uymuş olana uymak sahih değildir.

Hanefi mezhebine göre, bir imama uymuş olan mesbuk kimse, yetişemediği kısmı tamamlamak için ayağa kalkınca, bir başka kişinin gelip ona uyması sahih değildir. Şafii mezhebine göre, selam vermek, abdestsizlik veya başka bir sebeple namazdan çıkan imamın imamlığı sona erer. Çünkü imamla cemaat arasındaki irtibat biter. Böyle bir durumda mesbuk olan kişi, başkasına uyabileceği gibi, başkasının da kendisine uyması sahihtir.

8-      Özür halinin olmaması: Hanefi mezhebine göre, imam olan kimsenin, devamlı burun kanaması, yellenme, idrarını tutamamak ve benzeri özürlerden uzak olması şarttır. Bu özürlere müptela olan kimse, ancak kendisi gibi özürlü olanlara imam olması sahihtir. Fakat bu durumda, imam ile cemaatin özürlerinin bir olması şarttır. Şafii mezhebine göre, namazı iade etmesini gerektirmeyecek derecede özürlü bulunan kimsenin, özürsüz sağlam bir kimseye imamlık yapması sahihtir.

9-      İmamın namazını tekrarlayan kimse olmaması: Hanefi mezhebine göre imam, cemaat sevabını kazanmak için namazını tekrarlayan kimse olmamalıdır. Böyle bir kimseye uymak sahih değildir. Çünkü namazını tekrarlayan kimsenin namazı nafiledir. Nafile namaz kılan kimsenin arkasında farz namaz kılmak da sahih değildir.

Namazı Cemaatle Kılmanın Hükmü

Hanefi ve Maliki mezhebine göre, Cuma namazı dışındaki farz namazlarda cemaat olmak, güçlük karşılaşmaksızın gidebilecek kudrette olan erkekler için sünnet-i müekkeddir.  Bazı Şafii âlimler de bu görüştedir. (Durrü’l-Muhtar, 1/515; el-Mühezzeb, 1/93) Şafii mezhebinde, nassan gelen en sahih rivayete göre, farz olan namazlar için devam etmek, erkek, hür ve bir yerde ikamet edenler ve çıplak olmayanlar için farz-ı kifayedir. (Muğni’l-Muhtac, 1/229)

    Hanbelî mezhebine göre ise cemaatle namaz kılmak, farz-ı ayn’dır.  Bu görüşün dayandığı delil: “Sen onların arasında bulunup ta namaz kıldırdığın zaman…” (Nisa; 102) ifadesidir. Bu ayeti: “Namaz kılanlarla beraber siz de namaz kılın.” (Bakara; 243) ayeti de takviye etmektedir.

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Nesai, Ebu Davud)

    Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem birçok hadislerinde namazların cemaatle kılınmasını emretmiştir. Nitekim âmâ olan bir adam, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme hitaben: “Ey Allah’ın Resulü! Beni mescide götürecek bir kılavuzum yoktur!” diyerek, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemden mescide gelmemek ve evinde kılmak hususunda müsaade istedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem de kendisine müsaade etti. Fakat adam dönüp giderken onu çağırarak: “Ezanı duyuyor musun?” diye sordu. Adam da “Evet!” dedi. Bunun üzerine, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem:  ‘O halde davete icabet et.’ Buyurdu.” (Müslim)

   Ebu Hureyre radıyallâhu anhudan rivayet edilen hadis-i şerifte, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplamayı emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra bir kimseye emredip insanlara İmam olmasını, sonra da cemaatle nama gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm.” (Buhari, Müslim)

    “Cemaatle namaz kılmaktan geri kalan kişi, cemaate giden şu zatın sevabını bilseydi, elleri ve ayakları üzerinde emekleyerek de olsa cemaate gelirdi.” (Taberani)

     İbn-i Mes’ud radıyallâhu anhudan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Her kim ahirette Allah-u Teâlâ’ya Müslüman olarak kavuşmak isterse şu namazlara devam etsin, nerede çağırılırsa (ezan okunursa orada hemen cemaate koşsun” (Müslim, Ebu Davud, Nesai)

Sonra İbn-i Mes’ud şöyle devam etti: Şüphesiz Allah sizin Peygamberinize sünen-i hüda (doğru yollar) meşru etti. Bu namazlar da sünen-i hüdadandır.   Eğer siz, cemaatten geri kalıp evinizde kılanlar gibi, evlerinizde kılsanız elbette Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin sünnetini (yolunu) terk etmiş olursunuz. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin sünnetini terk edince de elbette sapıtmış olursunuz. Herhangi bir kişi, güzelce abdest alır da şu camilerden birine gitmeyi kastederse mutlaka Allah-u Teâlâ o kişiye attığı her adıma karşılık bir hasene yazar, onu bir derece yükseltir ve bir günahını siler. Biz Müslümanlar olarak bu namazları cemaatle kılardık, şüphesiz ben sizi şu halde gördüm ki, cemaatten ancak münafıklığı belli olanlar geride kalırdı ve yine muhakkak ki, bir adam kendi başına cemaate gelemediğinden, iki kişiye dayan getirilir, safa dikilirdi.” (Müslim, Ebu Davud, Nesai)

     İmam-ı Gazali “İhya-u Ulumid-din” eserinde Ebu Süleyman Darani’nin şöyle dediğini nakletmiştir: “Bir kimse cemaatle namaz kılmayı, ancak işlediği bir günah sebebiyle kaçırır. Selef, cemaatle namazın ilk tekbirini kaçırdığı zaman üç gün, cemaati kaçırdıkları zaman yedi gün birbirlerine taziyede bulunurlardı.”

     Görüldüğü gibi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem birçok hadis-i şeriflerde namazların cemaatle kılınmasını emretmiştir. Dinimiz cemaate çok ehemmiyet vermiş ve Müslümanların cemaat ve birlik olmalarını teşvik etmiştir.

Cemaate Gitmemek İçin Özür Sayılan Haller

Geçerli bir özür bulunmadıkça cemaate devam edilmelidir. Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, aşağıdaki sayılan özürler sebebiyle cemaate gidilmemesine ruhsat vardır:

1-      Kişinin cemaate katılmasını zorlaştıran hastalık, cemaate katılmamak için bir özürdür. Akraba olmasa da bakıcısı olmayan bir hastanın bakıcılığını yapmak ve benzeri durumlar da bunun gibidir.

2-      Kendine, malına, şerefine bir zarar gelmesinden yahut cemaate gitmekte zorluk verecek derecede bir hastalık gelmesinden korkmak. Sefere çıkan kimseye arkadaşlarından ayrılma korkusu varsa, cemaat vacip değildir. Bunun gibi ocaktaki ekmeğin, ateşteki yemeğin telef olması, kendisine kaybolmuş malın yerini söyleyecek olan birini bulma ve onunla görüşme fırsatını kaçırma korkusu gibi sebeplerle de kişi üzerine cemaate gitmek vacip değildir.

3-      Şiddetli yağmur, çamur, şiddetli soğuk, öğle vaktinde şiddetli sıcak, gece şiddetli rüzgâr, şiddetli karanlık gibi durumlar da cemaate gitmeme mazeretleridir.

4-      Küçük ve büyük abdesti bozma ihtiyacı; çünkü bunlar namazın huzur içinde yerine getirmeye ve tamamlamaya engel olurlar. Canının çektiği bir yemeğin hazır olması, şiddetli açlık, susuzluk da cemaate devam etmeme özürlerindendir.

5-      Kokan ve kokusunu gidermek mümkün olmayan çiğ bir madde yemek. Mesela, soğan, sarımsak yiyen kimse bunların kokusunu giderinceye kadar cemaate gitmemelidir. Çünkü hem melekler ve hem de cemaat bu kokudan rahatsız olurlar. Kasaplık yapan kişi ile benzer işlerde çalışıp bedeninde ve elbisesinde çirkin kokular yayılan kişinin durumu da böyledir. İnsanlara eza veren cüzam ve alaca hastalıklarına yakalanan kimselerin durumu da böyledir. Buna göre cemaate devam etmek için koku yapan yiyecekleri çiğ olarak değil de pişirilmiş olarak yemelidir.

6-      Bir yerde hapsedilmiş olmak cemaate devam etmeme mazeretlerindendir.

Cemaate devam etmek istediği halde, önüne bu gibi maniler çıkan kimse niyetine göre, cemaat sevabına nail olur.

İmamet ve Cemaat ile Alakalı Hükümler

1-      İslam dininde cemaatle namaz kılmaya büyük önem verilmiştir. Büyük mükâfat elde etmek ve âlimlerin ihtilafından kurtulmak için cemaatle namaza devam edilmelidir. Cemaat ne kadar çok olursa, fazileti de o nispette çok olur.

       Cemaate devam etmek, İslam’ın nişanı,  imanın alametlerindendir. Cemaatle namaz kılmakla, Müslümanların birliği ve birbirine bağlılığı gösterilmiş olur. Müslümanlar arasında sevgi ve dayanışma duygusu uyanır, bilenler bilmeyenlerden faydalanırlar. İyi kimselerin arkadaşlığı ile yapılan ibadet ve duaların Allah-u Zülcelâl’in katında kabule daha yakın olacağı umulur.

2-      Hanefi mezhebine göre, imamlığa en layık olan kişi; günah ve hatalardan kaçınan ve namaz caiz olacak kadar Kur’an ayetlerini ezbere bilmek şartıyla, namazın sıhhat ve fesat bakımından hükümlerini en iyi bilendir. Sonra, Kıraatı, tecvid ve tilavet yönünden en güzel olandır. Sonra, şüpheli şeylerden en çok sakınan ve takva sahibi olan kimsedir. Sonra, yaş bakımından büyük olanlar imamete daha layıktır. Sonra ahlakı en güzel olandır.

      Şafii mezhebine göre, imamlığa en layık olan kişi; en çok fıkıh bilgisine sahip olan, sonra, en iyi okuyan; sonra, en çok vera sahibi olan; sonra, ilk önce hicret eden; sonra, İslam’a ilk önce giren; sonra, elbisesi temiz olan; sonra, bedeni temiz olan; sonra, sanatı güzel olan; sonra, sesi güzel olan; sonra, yüz bakımından güzel olan, sonra da evli olan tercih edilir.

3-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, fâsık olan (aşikâre, açıktan günah işleyen) bir kimsenin ve bid’at sahibi olanın (din işlerine dinde olmayan şeyleri karıştıran) imameti Tahrimen mekruhtur. Bununla beraber, böyle kimselerin arkasında namaz kılmak caizdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Takva sahibi yahut fasık, herkesin arkasında namaz kılın.” (Buhari, Müslim, Ahmed bin Hanbel)

4-      Hanefi mezhebine göre, farz namaz kılacak kimse, nafile namaz kılan kimseye uyamaz. Şafii mezhebine göre ise imam ile muktedinin namazının düzeninin birbirine uygun olması şartıyla yetinmişlerdir. Biri farz namaz, diğeri ise cenaze namazı gibi kılınış şekli ve düzeni farklı olan namazlarda birbirine uymak mümkün değildir. Namazı eda eden bir kimsenin, kaza namazı kılan kimseye uyması sahih olduğu gibi; kaza nazı kılanın da, namazı eda edene uyması sahihtir. Farz namaz kılan kimsenin nafile namaz kılana, nafile namaz kılan kimsenin de farz namaz kılana uyması sahihtir.

5-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, imama uyan birisi, imama uyduğu zaman içerisinde kendi hataları sebebiyle sehiv secdesi yapmaz. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “İmamın arkasında olan kimseye sehiv yoktur. İmam yanılırsa hem o hem de ona uyanlar secde eder. Eğer İmama uyan hata yaparsa,  ona secde gerekmez. İmam ona kâfidir. (Darekutnî)

      Ancak imama sonradan uyan kimse, imam selam verdikten sonra yetişemediği rekâtları tamamlarken, sehiv secdesini gerektirecek bir hata yaparsa, her iki mezhebe göre de sehiv secdesi yapması gerekir.

6-      Mezhep değişikliği iktidaya (uymaya) engel değildir. Yeter ki imam olan kişi, namazın şartlarına ve rükunlarına riayet etsin. Şöyle ki: Müslümanların fıkıh bakımından mezhepleri değişik olsa da esasta bir olduklarından birbirlerine uyabilirler.

     Bu hususta en faziletli olan, her müslümanın kendi mezhebinde bulunan bir imama uymasıdır. Bu olmayınca, diğer bir mezhepte bulunup da namazın farzlarına riayet eden herhangi bir imama uyulması, yalnız başına namaz kılmaktan daha faziletlidir. Ancak bir kişi, kendi mezhebine göre namaz bozacak bir şeyin, böyle bir imamda bulunduğunu görüp bilirse ona uyması sahih olmaz. Mesela; eli kanamış olan bir Şafii’nin (Şafii mezhebine göre abdesti bozulmadığından) namaz kılar veya kıldırırsa sahih olur. Ancak böyle bir durumda Hanefi cemaatine namaz kıldırması doğru değildir. Hanefi cemaat durumu bildiği halde, Şafii imama uyarsa namazları fasit olur.

    Bunun gibi; hanımının eline değiş bir Hanefi’nin (Hanefi mezhebine göre abdesti bozulmadığından) namaz kılar veya kıldırırsa namazı sahih olur. Ancak böyle bir durumda Şafii cemaatine namaz kıldırması doğru değildir. Şafii cemaat durumu bildiği halde, Hanefi imama uyarsa namazları fasid olur. 

7-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, Cuma namazı dışındaki bütün namazların, cemaatle kılınması halinde İmamdan başka en az bir kişinin İmama uyması yeterlidir. Yani İmama uyan cemaatin sayısı bir kişi bile olsa, cemaat sevabı kazanılmış olur. İmama uyan bu bir kişinin kadın ya da erkek olması arasında fark yoktur.

    Cuma namazı için cemaat, Hanefi mezhebine göre en az üç, Şafii mezhebine göre ise kırk kişi olmalıdır.

    Cemaat halinde namaz kılınırken, imamdan başka yalnız bir kişinin bulunması halinde, ayrı saf bağlanmayıp imamın hemen sağ tarafının birkaç parmak gerisinde durulur. Tek kişi olan cemaatin, imamın tam arkasında veya solunda durup namaz kılması mekruhtur. Ancak imamın erkek olması halinde, kadın cemaat, ister tek olsun ister çok olsunlar, imama uyarken imamın tam arkasında ve bir saf gerisinde dururlar.

    İmama uyan cemaat, hem erkek hem kadın olur ise erkekler imamın hemen gerisinde, kadınlar da onların arkasında saf bağlarlar. Şayet imama uyanların biri erkek, diğerleri de kadın olursa yine, erkek, imamın sağ arka yanında durur, kadınlar da geride saf bağlarlar. Cemaatin yalnız bir erkek, bir kadın olması halinde de aynı usul uygulanır. Yani erkek, imamın sağ arkasında, kadın da arkada durur.

8-      Hanefi mezhebine göre, namaz esnasında imamın abdesti bozulursa, sadece kendi namazı bozulur. Cemaatin namazı ise sahihtir. İmam, cünüp veya abdestsiz olarak insanlara namaz kıldırırsa, namazdan sonra cemaat bu durumu öğrense, namazları mutlak olarak fasiddir. Yeniden kılmaları gerekir.

      Şafii mezhebine göre ise böyle bir durumda cemaatin namazı sahihtir. Ancak kılın namaz Cuma namazı olur ve imamla beraber kırk kişilik bir cemaat olursa, o zaman cemaatin namazı da fasid olur.

9-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, cemaat ile namaz kılınırken, yer darlığı sebebiyle secde edilecek düz yer bulunmaması halinde, namaz kılan öndeki cemaatin sırtına secde etmek caizdir. Bu durumda yüksekliğin fazla olması, secdenin sıhhatine engel değildir. Ancak, sırtına secde edilen öndeki kişi, başka bir namazı kılıyor ise o takdirde yapılan secde sahih olmaz.

10-   Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, mesbuk (cemaate sonradan yetişen kişi), yanılarak imamla beraber selam verecek olursa; başka bir fiil ile meşgul olmadan hemen kalkıp namazını tamamlar. Bu durumda sehiv secdesine de gerek yoktur.

11-   Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, cemaatle namaz kılanlar için vakar ve sükûnet içinde mescide doğru yürümek müstehaptır. Ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Namaza ikamet getirildiği vakit, ona hiçbiriniz koşmasın! Lakin sükûnet ve vakarı muhafaza ederek yürüsün, erişebildiğini (imamla) kıl, yetişemediğini de kaza et.” (Buhari, Müslim)

      Demek iftitah tekbirini kaçırma korkusu olsa da olmasa da her halde namaza sükûnet ve vakar ile gitmek gerekiyor. Bu hadis-i şeriflerden anlaşıldığında göre, cemaatle kılınan namazın bir cüz’üne yetişmekle cemaat fazileti hâsıl olur. Cemaate yetişen kimse, imamı ne halde bulursa o halde kendisine uyması menduptur. 

12-   Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, imamın sesi kâfi gelmez ise cemaatten biri tarafından iftitah tekbiri ve intikal tekbirleri yüksek sesle alınır ve rükûdan kalkarken de “Rabbenâ lekelhamd” denilir, yüksek sesle selam verilir. Bu bir bildirim ve tebliğdir. Ancak tekbirleri alırken iftitah ve intikal tekbirler olarak alınmalıdır. Yalnız bildirme için alınmamalıdır. Eğer ilk tekbir ile namaza başlamaya niyet edilmez ise bu şekilde tekbir alan, namaza başlamış olmaz. Diğerleri de tesbih, tamhid ve intikal tekbirler olarak alınmazsa, sevaptan mahrum kalınır. İmamın sesi yettiği takdirde, bu tebliğe gerek kalmayacağından, bu tebliğ işi mekruh olur.

13-   Hanefi mezhebine göre, hiçbir şekilde cemaat imamla birlikte Kur’an okumaz, sadece sükût eder. (Şafii mezhebine göre cemaat, kıraatın gizli okunduğu namazlarda Fatiha ve diğer sureleri okur, açıktan okunan namazlarda ise sadece Fatiha’yı okur.)

14-    İmam birinci selamı, ikinci selamdan daha yüksek sesle alır. Bu, imam için bir sünnettir. Çünkü yüksek sesle alınması cemaate bir bildiridir.

15-   Hanefi mezhebine göre, imam selam verince, muktedi de teşehhüdü (Ettahiyyâtu) bitirmiş ise selam vermeli, teşehhüdü bitirmemiş ise bitirmeli ve selam vermelidir.  Şafii mezhebinde ise teşehhüd ve salât-u selam getirmek farzdır.

16-   Hanefi mezhebine göre, imam –unutarak- beşinci rekâta kalktığı zaman, eğer dördüncü rekâttan sonra oturuş yapmışsa cemaat oturarak bekler. İmam dönüp teşehhüdü iade etmek sizin selam verirse, cemaat de onunla beraber selam verir. Fakat imam kalktığı beşinci rekât için secdeye varırsa, cemaat kendi başına selam verip namazdan çıkar. Eğer imam dördüncü rekâtın sonunda oturuş yapmamış ise cemaat yine bekler. Eğer imam hemen kıyamdan kadeye dönüp ondan sonra selam verirse, cemaat de onunla beraber selam verir. Fakat imam beşinci rekâtı secde ile bağlarsa, hepsinin namazı bozulmuş olur. Bu durumda, cemaatin yalnız başına teşehhüdü yapıp selam vermesi fayda etmez.

17-   Hanefi mezhebine göre, vitir namazında, cemaat daha Kunut duasını bitirmeden İmam ruküya varırsa, cemaat de varır. Ancak Kunut duasından henüz hiçbir şey okumamış olsalar, imam ile rükûda bulunmayı kaçırmayacak şekilde bir miktar okurlar.

18-   Cemaatle kılınan namazlarda safların düzgün olmasına, aralarında açıklık bulunmamasına dikkat edilir. İmam da buna dikkat edip cemaati uyarmalıdır. Safların en faziletlisi birinci saftır. Sonra sırası ile arkaya doğru fazilet azalarak gider.

19-   Hanefi mezhebine göre, cemaatten birinci saf arkasında yalnız başına durup imama uyması mekruhtur. Ancak saflar arasında duracak bir yer bulamazsa, o zaman kerahet olmaz. (Şafii mezhebine göre ise niyet edildikten sonra, ön saftan birini yanına çekmelidir.

20-   Bütün mezheplerin ittifakı ile imama uyan kimsenin iftitah tekbirini alırken, imama uymaya niyet etmesi gerekir. İmam uyan kişi bu niyeti terk ederse yahut bunda şüphesi bulunursa, bununla beraber namazla ilgili fillerde imama uyarsa namaz batıl olur. Cemaatin imamı, isim olarak belirlemesi de vacip değildir.

21-   Hanefi mezhebine göre, imamın kendisine uyacaklara imam olmaya niyet etmesi şart değildir. Ancak kadınların erkeklere uymalarının sahih olması için, erkek olan imamın onlara imam olmaya niyet etmiş bulunması şarttır. Şafii mezhebi âlimleri ise Cuma namazı, yağmur duası, korku namazı, iade edilen namazlar gibi sahih olması cemaate bağlı bulunan namazları istisna ederek, bu namazlarda imam olan kişinin mutlaka imamlığa niyet etmesini şart koşmuşlardır.

22-   Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, imama uyan kişinin topluluğu, imamın topuklarından öne oturarak namaz kılıyorsa uylukları, imamın uyluklarından öne geçmemelidir. Eğer bu gibi meselelerde imam ile cemaat aynı hizada olursa namaz kerahetle caiz olur. İmama uyan kişin, imamdan öne geçerse namazı sahih olmaz.

23-   Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, inancı Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ehlinin inancına aykırı olan bid’at sahibine uymanın kerahetle caiz olması, inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa ona uymak caiz değildir. Mesela; şefaati, kabir azabını ve hafaza meleklerini inkâr etmek gibi.

24-   Hanefi mezhebine göre, imam ile kendisine uyan kimselerin arasında umuma ait, araba ve benzeri vasıtaların geçtiği bir yol bulunursa, imama uymak sahih değildir. Yol dar olup herhangi bir araba gelip geçmezse, o zaman imama uymaya engel sayılmaz. Yol geniş olduğu halde, imama uyan saflar, yolu tamamı ile doldururlarsa imama uymaya engel olan bir sebep kalmamış olur.

       Açık yerlerde, kır ve bayırlarda, imama uymaya engel sayılan mesafe, imam ile cemaatin arasında iki saf sığabilecek bir mesafenin boş tutulmasıdır.

       Şafii mezhebine göre, imam ile imama uyan kimse arasında bir yol veya cadde bulunsa, öndeki safların sonu ile sonraki safların ilki arası, yüz elli metreden fazla olmazsa imama uyma sahihtir.

25-   Hanefi mezhebine göre, imam ile kendisine uyan kimselerin arasında bir ırmağın bulunması: Irmaktan maksat, ancak köprü, kayık veya at arabası ile geçilebilecek kadar büyük olmasıdır. İmamla cemaat arasında büyük bir nehir bulunur ve bu nehirde vapur, kayık vb. şeylerle geçiş yapılırsa, imama uymak sahih olmaz. Ama nehir bu ölçüden küçük olur ve vapur, kayık gibi şeylerle geçmeye gerek görülmezse, imama uymaya engel değildir.

      Şafii mezhebine göre, imam ile imama uyan kimse arasında bir çay veya bir nehir bulunsa, öndeki safların sonu ile sonraki safların ilki arası, yüz elli metreden fazla olmazsa imama uyma sahihtir.

26-   Hanefi mezhebine göre, imam ile imama uyanların namaz kıldıkları yerin bir olması gerekir. Cemaat imamı görebilmeli veya bir tebliğ edici vasıtası ile de olsa imamın sesini duymalıdır. Eğer imam ile imama uyan kimselerin namaz kıldıkları yer farklı olursa kıldıkları namaz sahih değildir. Muktedi ile imamın arasında insanların geçtiği umumi bir yol veya boş bir arazı bulunsa veya Kudüs Mescidi gibi çok büyük bir mescitte, imam ile imama uyan arasında iki veya daha çok saf sığacak kadar boşluk bulunsa, bu durumlarda imama uymak sahih değildir.

     Büyük bir duvar gibi olan engeller, eğer imamın sesini işitmekle veya imamın sesini duyuran kimsenin sesini duymak suretiyle veya imamın sesini duyuran kimsenin sesini duymak suretiyle veya imama uyanlardan bir kişiyi, içeriye girmeye engel olacak parmaklıklı bir kapıdan da olsa görecek olur ve mekânın biri mescit, diğeri ise ev gibi değişik yerler olmaz da imamın ne durumda olduğundan şüphe edilmezse, bu gibi engeller imama uymaya mani değildir.

    Buradan da anlaşılmaktadır ki, imam ile imama uyan kimse arasında bir engelin bulunması, mekân ayrılığı olmamak ve imamın yaptığı hareketlerden ve ne durumda olduğu hususunda şüphelenmemek şartıyla, imama uymaya engel değildir.

    Sonuç olarak, ister imamın durumundan şüphelenilsin, isterse şüphelenilmesin, esas olan görüşe göre, mekânın ayrılığı imam uymaya engel değildir.

     Şafii mezhebine göre, imama uymanın sahih olması için imama uyan kişinin, imamın intikallerini, yani bir hareketten diğer bir harekete geçişlerini bilmesi şarttır. Bu da ancak ya bizzat imamı görmekle veya safın bir kısmını görmekle veya imamın sesini duyuran kişinin sesini işitmekle olur.

    İmam ile cemaat eğer bir mescitte toplanmışlarsa cemaatin imama uyması sahihtir. Aralarındaki mesafe üç yüz arşından fazla olsa veya namaz kılma esnasında mescidin kapıları kapatılsa bile imama uymak sahihtir.

    İmam ile imama uyan kimse, mescidin dışında bir yerde, örneğin; açık arazide namaz kılıyorlarsa aralarında bulunan mesafe üç yüz arşından fazla olmamak şartıyla, namaz sahih olur. Ayrıca imamla cemaat arasında herhangi bir duvar veya kilitlenmiş bir kapı veya kapanmış bir kapı veya kapanmış bir pencere bulunmamalıdır. Eğer imam mescitte, imama uyan kimse mescidin dışında olursa, üç yüz arşınlık mesafe uzaklığı, mescidin en son duvarından hesap edilir.

    İmam ile cemaatin bir bölümü iki ayrı binada veya iki ayrı odada bulunurlarsa, esas olan görüşe göre, eğer cemaatin binası sağda veya solda ise iki binadan birindeki safın diğerine bitişmesi vaciptir. Eğer cemaatin binası sağda veya solda ise iki binadan birindeki safın diğerine bitişmesi vaciptir.

    Eğer cemaatin bulunduğu bina, imamın bulunduğu binanın arkasında ise sahih olan görüşe göre, iki saf arasında üç yüz arşından çok mesafe bulunmamak şartıyla, bu cemaatin imama uyması sahihtir.

    Bir mescidin içi olduğu gibi, semaya kadar olan üst tarafı da mescit hükmündedir. Bu itibarla, çok katlı binalarda, mescit olarak kullanılan herhangi bir katta cemaat namaz kıldırırken, söz konusu kat, cemaati almadığı takdirde, alt veya üstten bu kata bitişik katlarda duran cemaatin, hoparlör veya müezzinin tebliği ile imamın intikallerinden haberdar olmaları halinde, imama uymaları sahihtir.

    Buna göre, ses bağlantısı olmak kaydıyla, cami olarak kullanılan binanın farklı kat ve bölümlerinde, imama uyarak namaz kılınabilir. Ses bağlantısının kesilmesi durumunda ise imamın hareketlerinin takip edilmemesi sebebiyle, imama uyanların namazı bozulur. (el-Bedayi, 1/145; Durrü’l-Muhtar, 1/514-549; Muğni’l-Muhtac, 1/248-259)

Saf Tutma Usulü

İmamın arkasında, yalnız bir adam veya temyiz çağına giren bir çocuk bulunduğu zaman, imamın tam sağında ve biraz imamın gerisinde durur. Ancak bu aradaki mesafenin dört, beş parmak kadar bir aralık olması iyidir. İmamın tam arkasında durması, kerahetle caizdir.

    İmamın arkasında sadece iki kişi bulunduğu zaman, imamın tam arkasında dururlar. Biri erkek, diğeri kadın olursa, erkek imamın sağında, kadın da erkeğin tam arkasında durmalıdır.

İmama Uyan Kimsenin Topuğunun İmamdan Öne Geçmesi: İmama uyan kimsenin topuğu, imamın topuklarından öne; oturarak namaz kılıyorsa uylukları, imamın uyluklarından öne, yaslanarak namaz kılıyorsa, yani imamdan öne geçmemelidir. Bu saydığımız meselelerde, imam ile cemaat aynı hizada bulunurlarsa, namaz kerahetle caiz olur. Fakat imama uyan kimse, imamdan öne geçerse namazı sahih olmaz. İmamdan öne geçme hususunda, topuğa itibar edilir.

 

Namazda Kadınlarla Erkeklerin Aynı Hizada Bulunmaları (Muhazat)

Cemaat değişik insanlardan ibaret olunca, imamın arkasında önce erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra da kadınlar saf bağlarlar.

     Hanefi mezhebine göre, bunun için bir kadın veya buluğ çağına yakın bir kız, bir erkeğin önünde veya tam hizasında aynı namazı cemaatle kılacak olsa, erkeğin namazı bozulur. Buna “Muhazatü’n-Nisa” kadınların erkeklerle bir hizada bulunması” denir.

1-      İmam olan zat, kadınlar için imamete niyet etmelidir; çünkü böyle bir niyet bulunmazsa, kadınların imama uymaları sahih olmaz. İmama uymamış sayıldıkları için de, erkeklerle aynı hizada bulunmak söz konusu olmadığından erkeklerin namazını bozmuş olmazlar. Yalnız cenaze namazlarında kadınlara imamete niyet gerekli değildir. Bir de bazı âlimlere göre, Cuma ve bayram namazlarında da, kadınlara imamete niyet etmek şart değildir.

2-      Erkekten ileride veya tam bitişiğinde namaz kılan kadın, ister mahrem olsun, ister olmasın, buluğ çağına ermiş veya buna yakın olmalıdır. Dokuz yaşındaki bir kız, ergenlik çağına yakın olacağı için engel sayılır. Sekiz veya yedi yaşında bulunup gelişkin ve gösterişli kız da aynı sayılır.

       İmamın arkasında bağlanan safın yarısı erkek, yarısı da kadın olduğu zaman, imama uymak sahihtir. Ancak erkeklerin safının sonunda kadınlardan taraf bulunan erkeğin, arada bir açıklık veya sütre bulunmazsa, namazı bozulur.

      Diğerlerin namazı tamamdır. Çünkü namazı bozulan erkek, diğerlerine bir sütre veya duvar görevi görür.

      Kadınlarla erkekler aynı safta bulundukları zaman, aralarında bir kişi sığabilecek kadar bir açıklık veya aynı ölçüde bir sütre veya duvar bulunduğu takdirde imama uymaları sahihtir.

Hanefi mezhebine göre, kadınla erkeğin aynı hizada cemaatle namaz kılarken, erkeğin namazı şu durumlarda bozulur:

1-      Aynı hizada duran kadının ergenlik çağına girmiş olması. Bu durumda, yaş söz konusu değildir.

2-      Kılınan namazın iftitah tekbiri ve eda edilmesi bakımından ortak olması. Yani, kadınla erkeğin beraberce aynı namaza ve aynı imama niyet alarak, iftitah tekbiri getirmeleri gerekir. Aksi takdirde muzahat olmaz. Bu kadın be erkeklerden biri imama uyar, biri de kendi başına kılmak niyetiyle iftitah tekbiri alsalar, eda etme yönünden farklılık olduğu için muzahat (hizalama; safa durma hatası) gerçekleşmez.

3-      Kadınla erkeğin aynı yerde bulunması.

4-      Muhazatın bir rükun müddetince devam etmesi. Kadın ve erkeklerin aynı hizada saf olması durumunda, aynı hizada sadece bir kadın bulunduğu zaman, sağında ve solunda bulunan bir erkeğin ve tam arkasında bulunan bir erkeğin namazı bozulur. Eğer iki kadın bulunursa, sağında ve solunda bulunan erkeğin ve tam arkalarında bulunan iki erkeğin namazı bozulur. Yani buradan anlaşıldığı üzere, kadınlar tam bir saf olmadıkları sürece, sadece sağında ve solunda bulunan bir erkek ile tam arkalarına gelen bütün erkeklerin namazı bozulur. Ancak açıkladığımız gibi kadınlar tam bir saf olurlarsa, arkalarında bulunan saflardaki erkeklerin tamamının namazı bozulur. (Fethu’l-Kadir, 1/257; Durrü’l-Muhtar, 1/514-537)

      Şafii mezhebine göre, önünde başka bir kadın bulunduğu halde kişinin namaz kılması mekruhtur. Eğer bir kadın erkeklerin bulunduğu safta namaza durursa sağında, solunda ve arkasındakilerin namazı batıl olmaz. Saf halinde duran kadınlar, arkalarında namaz kılan erkeklerin namazlarına engel de değildir. Kadının önünde namaz kılanların namazı da, kendi namazı da batı olmaz. Namazda olmayan kadınların namaz kılan erkekler yanında durması da namazı bozmaz.

Mescid-i Haram’da Erkeklerin Bir Arada Namaz Kılmaları

Şafii mezhebine göre, kadın ve erkeğin Mescid-i Haram’da yan yana durup namaz kılmaları ikisinin de namazını bozmaz. Ancak bunda kerahet vardır. Kâbe’de zaruretten dolayı bu kerahet de kalkar. Öyle ise hac mevsiminde, Hanefi mezhebine bağlı olan kadın ve erkekler, ayrı ayrı namaz kılacak yer bulamadıkları zaman, Şafii mezhebini taklit ederek bir arada namaz kılabilirler.

İmamın Safları Düzenlemesi

Dört mezhebe göre de cemaatle namaz kılınırken, safların düzgün ve sık tutulması sünnettir. Omuzlar birbirine temas etmeli ve ayaklar da aynı hizada bulunmalıdır. İmamın safları düzeltmeyi ve aradaki boşlukları doldurmayı, omuzları düzgün tutmayı emretmesi müstehaptır.

      Cemaatin arasında, imamın tam arkasında duracak olan şahsın da namaz kıldırmaya ehil olması gerekir. İmamın abdestinin bozulması vb. gibi durumlarda imamın yerine geçebilecek bir kimse olmalıdır. Diğer cemaatin bu gibi kimseleri gözetmesi ve onlara yer vermesi gerekir. (el-Mecmû, 4/124; Bidayetü’l-Müctehid, 1/144)

Namazda İmam Beş Şeyi Terk Ederse Cemaat de Terk Eder

Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, imam olan kimse, aşağıda yazılı olan beş maddeyi terk ederse cemaat de terk eder:

1-      Bayram tekbirlerini,

2-      Üç ve dört rekâtlı namazlarda birinci oturuşu,

3-      Tilâvet secdesini,

4-      Yanılma (sehiv) secdesini,

5-      Kunut duasını terk ettiği zaman cemaat de terk eder.

Namazda İmam Dört Şeyi Terk Ederse Cemaat İmama Uymaz

Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, namazda imama uymak vacip, uymamak veya imamdan önce rükunlarını yerine getirmek haramdır. Ancak şu dört hususta cemaat imama uymaz:

1-      İmam bilerek fazla bir secde yaparsa,

2-      Bayram tekbirlerinde, Ashab-ı Kiram’dan bize ulaşan ölçüsü dışına çıkarak fazla tekbir getirir veya başka bir söz ilave ederse,

3-      Cenaze namazında dört tekbir yerine beş tekbir getirirse,

4-      Unutarak beşinci rekâta kalkarsa, imama uyulmaz.

Namazda İmam Bazı Şeyleri Terk Ederse Cemaat Terk Etmeyip Yapar

Hanefi mezhebine göre, bazı durumlarda imam bazı şeyleri terk etse bile, cemaat bunları terk etmeyip yerine getirir:

1-      İmam, iftitah tekbiri alırken, ellerini kaldırmadığı takdirde, cemaat ellerini kaldırır.

2-      İmam, unutarak Subhâneke duasını terk ettiği zaman, İmam Muhammed’e göre, Fâtiha’yı okuyorsa, cemaat Subhâneke duasını okur. Ama zamm-ı sureyi okuyorsa, cemaat de Subhâneke duasını terk eder.

3-      İmam, rükuya varmak için tekbiri terk ettiği takdirde, cemaat terk etmez.

4-      İmam, secde tekbirlerini terk ettiği takdirde, cemaat terk etmez.

5-      İmam, rükû ve secdelerdeki sünnet olan tesbihleri söylemeyip terk ederse cemaat terk etmez.

6-      İmam, teşehhüdü okumayıp terk ederse cemaat terk etmeyip okur. Çünkü birinci oturuşta teşehhüd miktarı kadar oturmak vacip, ikinci oturuşta beklemek farzdır. Teşehhüdü okumak ise vaciptir.

7-      İmam, namazın sonunda selam vermeyi terk edip kalkarsa, cemaat selam verip namazdan öyle çıkar. Çünkü bu da vaciptir. İmam teşrik tekbirlerini terk etse de cemaat terk etmez. Çünkü teşrik tekbirlerini söylemek vaciptir.

İMAMA UYAN KİMSENİN HALLERİ

Hanefi mezhebine göre, imama uyan kimsenin, müdrik, lahik ve mesbuk olmak üzere üç hali vardır. 1- Müdrik:  Müdrik, namazın başından sonuna kadar, aralıksız imama uyan ve bütün rekâtları imamla beraber kılan kimsedir.

2-      Lâhik: İmamla beraber namaza başlamasına rağmen, namazın bütün rekâtlarını veya bir bölümünü imamla kılamayan kimsedir. Örneğin, imamla beraber nazma başladığı halde uyku, gaflet, zahmet, abdestin bozulması veya mukim olduğu halde seferi bir kimseye uyma gibi özürler sebebiyle ya da özürsüz olarak, imamdan önce rükû ve secdeye varma sebebiyle ya da özürsüz olarak, imamdan önce rükû ve secdeye varma sebebiyle namazın bütününü veya bazı rekâtlarını imamla birlikte kılmayı kaçıran kimselere lâhik denir. 

     Lahik olan kimse, kaçırdığı rekâtlarda, baştan sona imama uymuş olan kimse gibi hareket eder. Bu kimsenin imama iktidası (uyması) bozulmaz. Kılamadığı rekâtları kaza ederken, kıraat yapmaz ve sehiv secdesi yapmaz. Çünkü imama uyan kimse, kendi hatasından dolayı sehiv secdesi yapmaz.

     Bir kimse, imamla beraber ikinci rekâta başlayarak mesbuk durumuna düşer ve sonra bir veya daha fazla rekâtı imamla birlikte kılmayıp lâhik durumuna geçerse, geçmiş rekâtları kaza ederken kıraat yapması gerekir.

3-      Mesbuk: İmama birinci rekâtta yetişemeyen ve daha sonraki rekâtlarda ona uyan kimsedir. Namaza sonradan yetişen kimse, birinci rekâttan sonra ve son oturuşta imam selâm vermeden önce imama uyan kimse cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbuk hükümlerine tabi bulunur. Bu duruma göre mesbuk, iki rekâtlı namazda ikinci rekât ve son oturuşta: dört rekâtlı namazda iki, üç ve dördüncü rekâtta veya son oturuşta üç rekâtl namazda ise iki ve dördüncü rekâtlarda imama uyan kimsedir.

       Kişi imama uyduğunda, o rekâta yetişmiş olması için imamla rükû yapması gerekir. Camiye giren kimse, imamı rükûda bulur, niyet edip ona uyarak ayakta beklerse, o rekâta yetişmiş olmaz. Çünkü cemaatle kılınan bir namazda imama rükûda yetişip imam henüz başını kaldırmadan rükû imkânını bulan kimse ancak o rekâta yetişmiş sayılır.

      Bunun gibi, niyet getirip imama yetişmek için rükûya eğilir, henüz rükû vaziyeti almadan imam başını kaldırırsa yine o rekâta yetişmiş olmaz. Cemaate gelen, imamı rükûda görürse, ayakta iftitah tekbirini getirip, rükûya eğilir. Tekbiri eğilirken söylerse, namazı sahih olmaz. İftitah tekbirini tam ayaktayken almak şarttır. Eğilmeden, imam kalkarsa, o rekâta yetişmemiş olur.

     Mesbuk’un hükmü; kaçırdığı rekâtları kazaya başladıktan sonra, tek başına namaz kılan kimse gibidir. Subhâneke’yi okur, kıraat için Eûzu-Besmele çeker ve okumaya başlar.  Çünkü bu kimse kıraat bakımından namazın baş tarafını kaza etmektedir. Bu durumda, eğer Kıraatı terk ederse namazı fasit olur.

    Subhâneke duasını okuma yer; eğer öğle ve ikindi namazı gibi gizli okunan namaz ise iftitah tekbirinden sonradır. Eğer kişi açıktan okunan namazda imama yetişmiş ise sağlam görüşe göre, Subhâneke’yi imamla okumaz.

Mesbuk Dört Meselede İmama Uyan Kimse Gibidir

Mesbuk olan kimse şu dört meselenin dışındaki bütün hallerde yalnız başına namaz kılan kimse gibidir. Ancak bu dört meselede imama uyan kimse gibidir:

1-      Mesbuk olan bir kimsenin, kaçırdığı rekâtı tek başına kaza ederken başka bir imama uyması, başka birisinin de ona uması caiz değildir.

2-      Mesbuk olan kimse, kaçırdığı rekâtları kaza ederken, yeni bir namaz için tekbir getirip kılmakta olduğu namazı keserse, birinci rekâtı kesmiş ve yeni bir namaza başlamış olur.

3-      Mesbuk olan kimse, kaçırdığı rekâtları kaza etmek için kalktığı zaman, imamın sehiv secdesi borcu bulunduğunu görürse, bu sehiv secdesi borcu kendisi imama uymadan önce olmuş olsa bile, kaza etmek için kalktığı rekâtın secdesini yapmamışsa geri dönerek imamla beraber sehiv secdesi yapar. Ancak namazın sonunda bu sehiv secdesini yapmak gerekir. Mesbuk olan kimse, tilavet secdesini kaza ederken de yukarıda anlattığımız gibi hareket etmelidir.

4-      Hanefi mezhebinde, mesbuk olan kimse, ittifakla teşrik tekbirlerini (Hanefi mezhebinde, kurban bayramında Arife günü sabah namazından başlayarak, bayramın üçüncü günü ikindi namazının vaktine kadar, mukim olan bir imamım arkasında cemaatle müstehap olarak eda edilen farz namazlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir.) getirir. Yalnız başına namaz kılan kimse, İmam-ı Âzam’a göre teşrik tekbirlerini getiremez.

Mesbuk olan kimse, teşehhüd miktarı oturmadan, kaçırdığı rekâtları kaza etmek için kalkarsa namaz caiz değildir.

Mesbukla Alakalı Misaller

1)      Sabah namazının ikinci rekâtında imama uyan mesbuk, tekbir alıp susar. İmam ile beraber son oturuşta yalnız Tahiyyat’ı okur, imam selam verince kendisi ayağa kalkar, kaçırdığı ilk rekâtı kılmaya başlar. Subhâheke’den ve Eûzu ve Besmele’den sonra, Fatiha ile bir miktar Kur’an-ı Kerim okur, rükû ve secdelerden sonra oturup Tahiyyat ile Salli-Barik ve Rabbena Atina dualarını okuyarak selam verir.

2)      Akşam namazının ikinci rekâtında imama uyan kimse de birici rekât için bu şekilde harketet eder.

       Akşam namazının son rekâtında imama uyan kimse, Subhâneke’yi okur, imamla beraber o rekâtı kılıp teşehhütte bulunur, bundan sonra kalkar. Subhâneke ile Eûzu Besmeleyi, Fatiha ile bir miktar Kur’an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız Tahiyyat’ı okur, sonra “Allah-u Ekber” diyerek ayağa kalkar, Besmele ile bir miktar daha Kur’an-ı Kerim (zammı sure) okuyarak rükû ve secdelere varır, daha sonra son oturuşu yaparak, selam ile namazdan çıkar. Bu durumda üç defa teşehhütte bulunmuş olur.

3)      Dört rekâtlı bir namazın son rekâtında imama uyan kimse, imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar, Subhâneke, Eûzu ile Besmele’yi ve Fatiha ile bir miktar daha Kur’an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız Tahiyyat’ı okur, sonra kalkar. Besmele il

4)      e Fatiha’yı ve bir miktar daha Kur’an okuyup rükû ve secdeler varır, oturmaksızın kalkar, yalnız Besmele ile Fatiha ile bir rekât daha kılarak son oturuş için oturur, Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena Atina dualarını okuyarak selam verir.

5)      Dört rekâtlı namazın üçüncü rekâtında imama uyan kimse, imamla beraber son oturuşta yalnız Tahiyyat’ı okur, sonra kalkar, Subhâneke, Eûzu-Besmele, Fatiha ve bir miktar Kur’an okuyup rükû ve secdelere varır, sonra kalkar, yalnız Fatiha ile bir miktar daha Kur’an okuyarak yine rükûya, secdelere varır, son oturuş için oturur. Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena Atina dualarını okuyarak selam ile namazını tamamlar.

6)      Dört rekâtlı bir namazın ikinci rekâtında imama uyan kimse, üç rekâtı imam ile beraber kılmış olur, teşehhütten sonra kalkar, Subhâneke, Eûzu-Besmele, Fatiha ve ilave bir sure okuduktan sonra rükû ve secdelere varır, son oturuşu yaparak, namazını selam ile tamamlar.

        İmam rükûda iken yetişen kimse mesbuk değil lâhik olur, yani namazın başında yetişmiş sayılır. Fakat imam secde halinde yetişip uyan kimse, bu secdenin ait olduğu rekâtı kılmış sayılmaz. Bu yüzden bu rekâtı, imam selam verdikten sonra kalkıp kaza etmesi gerekir.

Mesbukun İmam Selam Vermeden Önce Ayağa Kalkabileceği Haller

Teşehhüt miktarı oturduktan sonra, imam daha selam vermeden önce, mesbukun kaçırdığı rekâtları kaza etmek üzere ayağa kalkması mekruhtur. Ancak aşağıdaki özürler sebebiyle imamın selamından önce kalkmak caiz olur:

a)      Abdestin sıkışık olması,

b)      Mestlerin mesh süresinin sona ermek üzere bulunması,

c)       Özür sahibi olan kimsenin, abdestinin bozulması konusunda vaktin çıkmasından korkması,

d)      Cuma namazında, imamın selamını beklediği takdirde, ikindi vaktinin girmesinden korkması,

e)      Sabah namazında güneşin doğmasından veya iki bayram namazında öğle vaktinin girmesinden korkması. Bu durumlarda, mesbuk teşehhüt miktarı oturduktan sonra, imamın selamını beklemeksizin ayağa kalkabilir.

      İmama, birinci rekâttan sonraki rekâtlarda uyan kimse, kaçırdığı rekâtları kaza etmek üzere kalktığında kaç rekât kaçırdığını hatırlayamazsa, kendisiyle birlikte sonradan imama uyan başka bir mesbukun kaç rekât kılacağını mücerred izlemesi, namazının sıhhatine zarar vermez.  

     İmam daha selam vermeden mesbuk, tahiyyatı okuyup bitirmiş olsa susar, imamın selam vermesini bekler. Bu konuda doğru olan, mesbukun tahiyyatı yavaş yavaş okumasıdır.

     Şafii mezhebine göre, imama uyan kişi ya muvafık’tır ya da mesbuk’tur. Muvafık: İster birinci rekâtta olsun, ister başka rekâtta olsun, imamla beraber Fatiha’nın okunuşuna yetişen kimsedir.  Muvafık; özürsüz olarak kasten imamdan fiili bir rükun geride kalırsa örneğin; imam bir rüknu bitirdiği halde, muvafık henüz bu rüknu getirmemişse, bu az bir geri kalma olduğu için namazı batıl olmaz.

    Muvafık, imamdan fiilen iki rükun geri kalırsa, imam iki rüknü tamamladığı halde, muvafık bu rükunlardan öncekinde bulunuyorsa örneğin, imam secdeye eğilmeye başladığı halde, muvafık hala kıyamda kıraatte ise eğer herhangi bir özrü bulunmaksızın bunu yapmışsa namazı batıl olur. Ancak bir özrü varsa Fatiha’sını tamamlar ve kendi namazının sırasına göre, imamın arkasından üç veya daha fazla rükun geri kalmamak şartıyla devam eder.

    Mesbuk ise birinci rekâtta veya diğer rekâtlarda Fatiha okuyacak bir zaman içinde imama yetişemeyen kimsedir. Namazın bazı rekâtlarını imamla beraber kılmayı kaçırıp mesbuk durumuna düşen kimse, rükû caiz olacak kadar mutmain bir şekilde, imama rükûda yetişirse o rekâta yetişmiş olur. Mesbukun yetiştiği rekât, namazının evveli, tamamladığı rekâtlar ise namazın sonudur.

   Mesbuk olan kimse, sabah namazında imamla beraber Kunut duasını okuyup daha sonra namazını tamamladığında da Kunut duasını yeniden okur. (Muğni’l-Muhtac, 1/256; el-Mühezzeb, 1/95)

İmam ile Cemaat Arasında Müşterek Olan İşler (İmama Uymanın Şartları)

1.       İmama uymaya niyet edilmesi: İttifakla, muktedinin iftitah tekbirini alırken, imama uymaya veya cemaat olmaya niyet etmesi gerekir. İmama uyan kişi, bu niyeti terk eder veya niyetinde şüpheye düşer, bununla birlikte namaza uyarsa, namazı batıl olur. İmamı isim olarak belirtmek vacip değildir.

2.       İmam ile cemaatin namazlarının aynı olması: Farz namazı kılan kimse, nafile namaz kılana uyamaz.

     Sahih olan görüşe göre, teravih namazın bundan müstesnadır. Yani, farz namaz kılan kimse, teravih namazı kılana uyabilir. Ancak teravih namazını kulan kimsenin, farz namaz kılana uyması sahih değildir.

     Nafile namaz kılan kimsenin,, kendisi gibi nafile namaz kılana uyması sahihtir.

      Hanefi mezhebine mensup olan bir kimsenin, vitir namazı kılmak için Şafii mezhebine mensup bir kimseye uyması sahihtir.

      Şafii mezhebi ise imam ile muktedinin namazlarının düzeninin birbirine uygun olması şartıyla yetinmişlerdir. Biri farz namaz, diğeri ise cenaze namazı gibi kılınış ve şekli farklı olan namazlarda, esas olan görüşe göre, birbirine uymak sahih değildir. Çünkü yapılacak olan fiiller farklı olduğundan, bu namazlarda birbirine uymak mümkün değildir. (Muğni’l-Muhtac, I, 253)

     Namazı eda eden bir kimsenin, kaza namazı kılana uyması sahih olduğu gibi; kaza namazı kılanın da namazı eda edene uyması sahihtir. Farz namaz kılan kimsenin nafile namaz kılana, nafile namaz kılan kimsenin de farz namaz kılana uymaları sahihtir. Bunun gibi öğle namazı kılan kimsenin ikindi namazı kılana, ikindi namazı kılan kimsenin de öğle namazı kılana uymaları sahihtir. Öğle namazı kılan kimsenin, sabah veya akşam namazı kılan kimseye uyması sahihtir.

    Bu durumda imama uyan kişi gibi hareket eder. İmama uyan kişi, namazının düzenine riayet etmek için imam Kunut okumak veya akşam namazının son oturuşunu yapınca, imamdan ayrılmak mümkün olduğu gibi, Kunut’ta veya son oturuşta imama uymasında da bir sakınca yoktur.

   Nafile bir namaza başlamış olan bir kimse, yanında cemaatle namaza başlanınca, bu nafileyi iki rekât olmak üzere tamamlar. Ondan sonra selam verip cemaate katılır. Üçüncü rekâta kalmış ise onu da dörde tamamladıktan sonra cemaate katılır. Fakat öğle, ikindi ve yatsı namazları böyle değildir. Bu namazların cemaatle kılınmaya başlanmış olduğunu gören kimse, bunların sünnetini kılmadan imama uyar. Sonra, öğlenin dört rekât sünnetini kaza eder. İkindinin sünnetini vaktin kerahetinden dolayı kaza edemez. Yatsı namazının dört rekât sünnetini, bir gayrı Müekked sünnet olduğu için dilerse kaza eder, dilerse kaza etmez.

İmamın Başka Birisini Kendi Yerine Geçirmesi (İstihlaf)

İstihlaf; imamın bir özür sebebiyle, cemaatten imamlık yapabilecek ehliyete sahip birini, geride kalan namazları tamamlaması için kendi yerine geçirmesidir.

   İstihlafın sebebi; abdestin bozulması, şiddetli hastalık, Fatiha gibi vacip olan kıraatten aciz olmak gibi, imamın bir özrünün ortaya çıkmasıdır.

    İmamın abdesti bozulduğu takdirde, yerine başkasını geçirerek, abdest alır ve gelip namaza devam eder. Fakat böyle bir durumda cemaatin namazı yeniden kılması daha faziletlidir. Çünkü namazı yeniden kılarak, istihlafı kabul etmeyenlere ihtilaf etmekten kurtulmuş olunur.

     İmam olan kimse, küçük veya büyük abdestinin daralması ya da rükû ve secde etmekten aciz olması sebebiyle başkasını yerine geçiremez. Korku ve kıraati unutmak sebebi ile de başkasını yerine geçiremez. Çünkü Kıraati unutan (ayetleri hatırlamayan) kimse, ümmi durumuna geçtiği için, cemaatin namazı bozulur.

    İmamın namaz esnasında, bir rükûn miktarı avret yerinin açık kalması sebebiyle başkasının yerine geçemez. Çünkü bu durumda, hem kendi namazı, hem de cemaatin namazı bozulur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali

Muelif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri


 
  Bugün 23 ziyaretçi (79 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=