hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Cuma Namazı
   
  Hakka Davet
  Cuma Namazı
 

CUMA NAMAZI

Cuma Günü ve Cuma Namazının Fazileti

Cuma günü, haftanın en şerefli günü, namazı da en faziletli namazdır. Cuma namazı, hutbeyi de ihtiva eden iki rekâtlı bir namaz olup Kitap, Sünnet ve icma ile farz-ı ayndır. Nitekim Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda, Allah’ın zikrine koşunuz.” (Cuma; 9)

     Cuma günü, güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı olup Allah-u Zülcelâl bu günde cehenneme girmeye müstahak olmuş altı yüz bin kişiyi cehennemden azad eder. Cuma günü ölen kimseye yüz şehit sevabı verilir, kabir fitnesinden korunur. Cuma gününün üstünlüğünün delili, Müslim’in Ebu Hureyre radıyallâhu anhudan, Ahmed bin Hanbel ve Nesai’nin İbn-i Ömer ve İbn-i Abbas radıyallâhu anhumdan rivayet ettikleri şu hadis-i şeriftir: “Cuma günü, günlerin en faziletlisi ve en şereflisidir. Âdem, Cuma günü yaratıldı, Cuma günü cennete koyuldu, Cuma günü cennetten çıkarıldı, kıyamet de Cuma günü kopacaktır.” (Müslim, Ahmed bin Hanbel, Nesai)

     Diğer bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem, Cuma namazının günahların bağışlanmasına vesile olacağı hakkında şöyle büyük bir müjde vermiştir: “Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit ile iki Cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara kefaret olur.” (Müslim, Taharet, 14, 15)

     Cuma günü boy abdesti almak müstehaptır. Camiye erken gidilmeli ve ön safta bulunarak Cuma saatine kadar zikir ile meşgul olunmalıdır. Cuma gününde, melekler ellerinde defter ve kalem olduğu halde caminin kapısında durarak gelenleri, Salih kulların defterine yazarlar. İmam minbere çıktığı zaman defteri kapatarak hutbeyi dinlemek için otururlar. İmamın minbere çıkmasından sonra camiye gelenler, Salih kullar defterine yazılma fırsatından yararlanamadıkları gibi ön saflarda oturmaktan ve ön safta namaz kılmaktan mahrum kalırlar. Hasan-ı Basri radıyallâhu anhu Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Ön saflarda boş yer olduğu halde, Cuma namazında cami kapılarında ve arka saflarda oturanların omuzlarına basarak ileriye geçiniz. Onlara saygı yoktur.”

     Cuma namazını özürsüz olarak terk etmek, çok korkunç ve şiddetli bir hal olarak vasıflandırılmıştır. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kim ki özürsüz olarak üç cumayı terk ederse, Allah-u Zülcelâl onun kalbini mühürler.” (Beyhaki)

     Bu şekilde olan kimselerin sonlarının hüsran olmasından korkulur. Bundan dolayı, Cuma namazını terk etmemeye özen göstermemiz gerekir. Cuma günü camiye giderken güzel kokular sürünmeli ve en güzel elbiseler giyinilmelidir. Ezandan önce camiye gitmek çok faziletlidir.

     Cuma günü o kadar hayırlıdır ki, insan ve cinlerin dışındaki toprak, gök, dağ, deniz ve melekler bugünde Allah-u Zülcelâl’den daha fazla korkarlar ve Allah’ın zikriyle meşgul olurlar. Çünkü kıyamet Cuma günü kopacaktır. Tüm bunlardan sonra, akıllı olan her insan, Cuma gününü hakkıyla değerlendirmeye gayret sarf etmeli ve büyük hayırdan geri kalmamalıdır.

Cuma Namazının Farz Olmasının Şartları

Hanefi mezhebine göre, Cuma namazının bir kimseye farz olması için; Müslüman olmak, akıllı olmak, ergenlik çağına girmiş olmak, erkek olmak, hür olmak ve Cuma kılınan yerde ikamet etmek gibi vasıfların bulunması gerekir. O halde; çocuk, deli, kadın, köle, yolcu, hasta, bir düşmandan korkan ve kendisini camiye götürecek kılavuz bulsa bile, İmam-ı Azam’a göre, âmâ olan kimselere Cuma namazı farz değildir. Ayakları felçli, ayakları kesik, yatalak hasta, mahpus, şiddetli yağmur, kar, çamur, eğer hasta zayi olacaksa hasta bakıcıya çok yaşlı kimselere de Cuma namazı farz değildir.

     Cuma namazının farz olması için şehir ya da şehir hükmünde bir yerde ikamet etmek de şarttır. Şehir, Cuma namazı kılmakla mükellef bulunan halkın en büyük mescidine sığamayacağı kadar büyük olan yerleşim yeridir.

    Bir yerleşim yerinin şehir hükmünde olması, o yerde dini ve dünyevi idarecilerin bulunmasına ve görünüş bakımından da binaların olmasına bağlıdır. Günümüzdeki köyler de bir yerleşim birimidir. Bu sebeple, göçebe hayatı yaşamayan yani, birleşik binaları olan ve muhtar gibi idareye karşı sorumlusu olan her köy, şehir hükmünde sayılır. Böyle yerlerde Cuma namazı kılmak farzdır. Cuma namazı kılınamayacak derecede çok küçük köyler, çadırlarda göçebe hayatı yaşayanlara Cuma namazı farz değildir. Bunlar öğle namazını kılarlar.

    Şehirde oturanlara Cuma namazı farz olduğu gibi, şehir civarında oturmakta olan kimselere de Cuma namazı farzdır. Bunun ölçüsü de bir fersah, yani yaklaşık 5544 metredir. Tercih edilen fetva da budur. İmam Muhammed’e göre, şehrin dışında bulunan kimse eğer müezzinin okuduğu ezanı işitirse, Cuma namazına gitmek ona farz olur. Hülasa, şehirde yahut şehre bitişik yerlerde oturan kimselere Cuma namazı farzdır.

    Hanefi uleması, Cuma günü sabah vakti girdikten sonra yolculuğa çıkmayı caiz görmüşlerdir. Öğle vakti girdikten sonra Cuma namazı eda edilmeden önce yolculuğa çıkılamayacağı konusunda ittifak vardır. Zevalden önce yolculuğa çıkmakta bir sakınca yoktur. (Durrü’l-Muhtar, 1/762; Fethu’l-Kadir, 1/714)

    Şafii mezhebine göre, Cuma namazının farz olması için, Müslüman olmak, akıllı olmak, ergenlik çağına girmiş olmak, erkek olmak, hür olmak ve Cuma kılınan yerde ikamet etmek gibi şartların bulunması gerekir.  O halde; çocuk, deli, kadın, köle, yolcu, hasta, bir düşmandan korkan kimselere Cuma namazı farz değildir. Ancak, kendisini Cuma namazına götürecek bir kimsesi olan âmâya da Cuma namazı farzdır.

    İster büyük bir şehir olsun, ister köy olsun, ister ezan sesini duysun ister duymasın, bir beldede ikamet eden kimse üzerine, Cuma namazı kılmak farzdır. Eğer ezan sesini işitiyorsa, beldenin dışında bulunan kimseye de Cuma namazı farzdır.

    Bir yerde en az dört gün kalmaya niyet etmiş seferiye yahut Cuma günü sabah sefere çıkmış bulunan kimseye Cuma namazı farzdır. Eğer kişi sabah vaktinden önce sefere çıkarsa üzerine Cuma namazı kılmak farz değildir. Cuma namazı kılmak kendisine vacip olan kimseye öğle vaktinden önce ve sonra sefere çıkmak haramdır. Ancak yolda Cuma namazını kılma imkânı olursa o vakit haram değildir. Ayrıca kendisine Cuma namazı farz olan kimsenin Cuma namazına engel olacak (Ticaret, eğlence vb. gibi) bir şeyle meşgul olmak caiz değildir.

   Şafiiler Cuma günü yolculuk yapmayı da mekruh görmüşlerdir. Nitekim İmam-ı Gazali’nin İhya’u Ulumiddin isimli eserinde “Her kim Cuma gecesi yolculuğa çıkarsa, beraberinde bulunan iki melek ona beddua eder.” Denilmiştir. (Muğni’l-Muhtac, 1/278; el-Kavaninu’l-Fıkhiyye, 80)

 

Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları

1-      Öğle vaktinin girmiş olması: Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, Cuma namazı sadece öğle vaktinde sahih olur. Öğle namazı dışında, mesela; öğle vakti girmeden ve ikindi vakti içinde Cuma namazı kılmak caiz değildir.

        Hanefi mezhebine göre, Cuma namazı henüz bitmeden imama uyan kimse, Cuma namazını tamamlar. Şafii mezhebine göre ise ikinci rekâtın rükûundan önce imama yetişen kimse Cuma namazına yetişmiş olur ve bu namazı Cuma namazı olarak tamamlar. İkinci rekâtın rükûsundan sonra gelip imama uyan kimse, Cuma namazını değil öğle namazını tamamlar.

2-      Cuma namazı kılınan yerin şehir olması: Hanefi mezhebine göre, şehirde veya şehir hükmünde yakut şehre bitişik yerlerde oturanlara Cuma namazı farzdır. Şafii mezhebine göre, Cuma namazı mescitte olmasa da bir şehir veya köye ait yerleşim bölgesinde kılınmalıdır. Azhar (evla; tercih edilen) görüşe göre, sahrada devamlı olarak kalsalar bile çadırlarda yaşayanlara Cuma namazı lazım değildir.

3-      Cemaatin bulunması: Cuma namazında ittifakla cemaatin bulunması şarttır. Ancak cemaatin kaç kişi olması gerektiği hakkında ihtilaf vardır. Cuma namazı için cemaatin Hanefi mezhebine göre en az üç kişi olması gerekir. Bunlar seferi ve hasta olsalar da fark etmez. Çünkü topluluğun sahih olan en az miktarı üç kişidir. Ebu Yusuf’a göre imamın dışında iki kişi olması gerekir. Şafii mezhebine göre ise kırk kişi olmalıdır. Kırk kişiden az bir cemaatle Cuma namazı kılınamaz. Ayrıca bu kırk kişinin misafir olmaması gerekir. Ancak cemaatin sayısı kırk kişiden fazla ise imamın misafir olması caizdir.

4-      Devlet başkanının veya vekilinin imam olması: Hanefi mezhebinin bazı âlimlerine göre, Cuma namazı kıldırmak için yetkili kişinin bulunması şarttır. Diğer bazı Hanefi âlimlerine göre ise cumanın sıhhati için devlet başkanının izin vermesi veya Cuma namazında bulunması şart değildir.

5-      Namazdan önce hutbe okunması: Âlimler Cuma namazında hutbenin şart olduğu ve hutbesiz cumanın sahih olmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir.

6-      Aynı şehirde, mümkün olduğu takdirde bir yerde Cuma namazı kılınması: İmam-ı Azam’a göre, bir beldede yalnız bir camide veya musallada Cuma namazı kılınır. Birkaç camide kılınmaz. Fakat İmam Muhammed ve İmam-ı Azam’dan gelen diğer bir rivayete göre, bir beldede bulunan birçok camide kılınabilir. Diğer bir rivayete göre ise aralarında ırmak bulunmadıkça iki yerde de Cuma namazı kılınmaz.

     İmam Şafii’ye göre ise bir beldede ilk kılınmaya başlanan Cuma namazları geçerlidir. Diğer Cuma namazları sahih olmaz. (Durrü’l-Muhtar, 1/747/761; Fethu’l-Kadir, 1/408-416; Muğni’l-Muhtac, 1/279;-285; el-Mühezzeb, 1/110)

Zühr-i Ahir Namazı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi; İmam-ı Azama göre, bir beldede yalnız bir camide veya bir musallada Cuma namazı kılınır. Birkaç camide kılınmaz. Fakat İmam Muhammed ve İmam-ı Azamdan gelen diğer rivayete göre, bir beldede bulunan birçok camide kılınabilir. Doğru olan da budur ve uygulama da buna göre yapılmaktadır. Ebu Yusuf’a göre, bir şehirde ancak iki yerde Cuma namazı kılınabilir. Diğer bir rivayete göre ise aralarında ırmak bulunmadıkça iki yerde Cuma namazı kılınmaz.

     İşte, böyle bir ihtilaftan kurtulabilmek içindir ki, cumanın dört rekât son sünnetinden sonra, dört rekâtlık zühr-i ahir namazı kılınır. “Vaktinde yetişip henüz üzerimden düşmeyen son öğle namazına” diye niyet edilir. Bu namaz, öğle namazının dört rekât farzı gibi veya dört rekât sünneti gibi kılınır. Sünnet namazı gibi kılmak daha iyidir.

     Çünkü Cuma namazı sahih olmamışsa, bu dört rekât ile o günün öğle namazı kılınmış olur. Bu namazın son iki rekâtına ilave edilen sure veya ayetler namazın sıhhatine engel değildir. Eğer Cuma namazı sahih olmuşsa, bu dört rekât, kazaya kalmış bir öğle namazının yerine geçer. Bu şekilde namaz kılınması ihtiyata uygun olduğundan, âlimlerin birçoğu tarafından da tasvip edilmiştir.

    İmam-ı Şafii’ye göre ise bir beldede ilk kılınmaya başlanan Cuma namazı geçerlidir. Diğer Cuma namazları sahih olmaz. O halde Cuma namazlarına daha sonra başlamış olanların öğle namazını kılmaları gerekir. Bununla beraber, bu uygulama bir içtihat meselesi olduğundan, İmam Şafii Bağdat’ta, Şafiilerin birçok camide Cuma namazının kılındığını gördüğü halde buna itiraz etmemiştir.

Hutbenin Rükunları

Hanefi mezhebine göre, hutbenin bir rüknu vardır. O da Allah-u Zülcelâl’i anmaktır. Yani hutbede, sadece “Subhânallah”, “Elhamdulillah” gibi, Allah-u Zülcelâl’i yüceltme anlamında bir tesbih okumak, hutbenin caiz olması için yeterlidir. Fakat yalnız bu kadarlıkla yetinip hutbenin asıl gayesi olan öğüt verme ve ilim öğretme gibi konuları ihmal etmek mekruhtur.

    Şafii mezhebine göre, hutbenin rükunları şunlardır:

1-      Her iki hutbede Allah’a hamd etmek,

2-      Her ikisinin de ismini ve sıfatını zikretmek suretiyle, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme salavât-ı şerife getirmek,

3-      Her ikisinde de takvayı tavsiye etmek,

4-      Hutbelerden birisinde bir ayet okumak,

5-      İkinci hutbede mü’minlere dua etmek.

Hutbenin Şartları

Hanefi mezhebine göre, hutbenin beş şartı vardır:

1-      Hutbenin Cuma namazı vaktinde okunmuş olması,

2-      Hutbenin Cuma namazından önce okunmuş olması,

3-      Hutbenin hutbe niyeti ile okunmuş olması,

4-      Hutbenin en az bir kişilik cemaatin huzurunda okunmuş olması,

5-      Hutbe ile arasının, yiyip içmek gibi namaz ve hutbe ile bağdaşmayan bir şeyle ayrılmaması.

Şafii mezhebine göre, hutbenin şartları şunlardır:

1-      Hutbenin her beş rüknunun Arapça olması: Hutbenin rükunları arasında Arapça’dan başka bir lisanla, vaaz ve nasihat yapılıp uzatılsa da bazı âlimlere göre bunun bir sakıncası yoktur.

2-      Öğle vaktinde olması,

3-      Hatibin gücü yeterse hutbeleri ayakta okuması, gücü yetmezse oturarak veya yaslanarak okuyabilir.

4-      İki hutbe arasında oturmak,

5-      Kırk kişinin işiteceği kadar hatibin, sesini yükseltmesi,

6-      İki hutbe arasındaki fasıla ile rükunlar arasındaki fasılanın uzatılmaması. İki hafif (kısa) rekât kadar ara verilirse bu uzun sayılır.

7-      Hatibin hades ve necasetten temiz olması,

8-      Hatibin avretinin örtülü olması,

9-      Her iki hutbenin namazdan önce okunması,

10-   Hutbenin vaciplerini bilmektir.

Hutbenin Sünnetleri

Hanefi mezhebine göre, hutbenin sünnetleri şunlardır:

1-      Hatibin hutbeyi okurken hadesten ve necasetten nemiz olması sünnettir.

2-      Hatibin hutbeyi okurken avret yerlerini örtmesi sünnettir.

3-      Hutbenin minber üzerinde okunması sünnettir.

4-      Hutbeyi başlamadan önce minber üzerinde oturmak sünnettir.

5-      Hutbede yüzünü sağa sola döndürmeksizin cemaate doğru dönmek sünnettir.

6-      Hatip minbere çıkıp oturduğu zaman, müezzinin ezan okuması sünnettir.

7-      Allah-u Zülcelâl’e hamd ve sena ile kelime-i şahadet ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme salavat getirerek, vaaz ve nasihatle, Kur’an’dan bir ayet okuyarak başlamak, iki hutbe okumak, iki hutbe arasında oturmak. İkinci hutbenin başında hamd ve senayı, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme salavatı tekrarlamak, mü’minlerin mağfireti, nimetlere kavuşup belalardan uzak kalmaları, hastalıktan afiyet bulmaları için dua ve istiğfar etmek sünnettir.

8-      Cemaate hutbeyi işittirmek için sesi yükseltmek sünnettir.

9-      Hatibin kıyamı esnasında sol eliyle asa, kılıç ve yay gibi şeylere dayanması sünnettir.

10-   İki hutbeyi kısa kesmek, ikinci hutbeyi ise birinci hutbeden daha kısa tutmak sünnettir. (Meraki’l-Felah, 88; Fethu’l-Kadir, 1/421; Durrü’l-Muhtar, 1/758)

Şafii mezhebine göre, hutbenin sünnetleri şunlardır:

1-      Hutbenin minber veya yüksek bir şeyin üzerinde okunması,

2-      Minberin imamın sağ tarafında bulunması, mihrap ile minber arasında bir metreden fazla mesafe olmaması,

3-      Hatibin, minbere doğru giderken, minberin yanındakilere selam vermesi,

4-      Minbere çıktıktan sonra cemaate dönmesi,

5-      Tekrar selam vermesi, cemaatin bu her iki selamı işitilecek şekilde alması lazımdır.

6-      Hatibin minberin üzerinde oturması,

7-      Sonra ezanın okunması,

8-      Hutbenin, Cuma namazına nispeten kısa olması,

9-      Hutbe okurken bir kılıç veya bastona dayanması,

10-   Hutbenin açık bir dille okunması,

11-   İki hutbe oturuşunun İhlâs suresi okunacak kadar olması,

12-   İkinci hutbeyi: “Estağfirullâhe li veleküm” cümlesiyle tamamlamak. (Muğni’l-Muhtac, 1/288; el-Mecmû, 420; el-Mühezzeb, 1/112)

 

 

Hutbenin Mekruhları

Hanefi mezhebine göre, hutbenin mekruhları daha önce sayılan hutbenin sünnetlerini terk etmektir. Bu mekruhların en önemlisi, hutbeyi uzatmak ve tahareti terk etmektir. Hanefi mezhebine göre, hutbenin mekruhlarından birisi de hatibin minbere çıkınca cemaate selam vermesidir.

     Hutbe esnasında, imam dışındaki kişilerin ve arada bir boşluk bulunması dışında, insanların omuzlarından atlayarak ilerlemek Tahrimen mekruhtur. Saflar arasında boşluk varsa o takdirde, o boşluğu doldurmak için insanların omuzlarından atlayarak buraya kadar gitmek caizdir. Ancak iki şartla insanların üzerinden atlamakta bir beis yoktur. Bu şartlardan birincisi; elbisesini çiğnemek yahut vücuduna değmek suretiyle kimseyi rahatsız etmemektir. İkinci şart; bu durumun imam hutbeye başlamadan önce olmasıdır. Eğer bu şartlar bulunmazsa o zaman Tahrimen mekruh olur. Hanefi uleması, hatip hutbeye başlamadan önce kimseye eziyet vermemek şartıyla, insanlar üzerinden atlayarak ilerlemeyi caiz görmüşlerdir.

     İmam-ı Azam’a göre, imamın minbere çıkması ile susmak vaciptir. Hatibe ister yakın olunsun ister uzak olunsun, selam vermek, konuşmak, aksırana “Yerhamukallah” demek, Tahrimen mekruhtur.  (Meraki’l-Felah, 88; Bidayetü’l-Müctehid, 2/320)

      Şafii mezhebine göre, daha önce zikredilen hutbenin mekruhlarını terk etmek mutlak manada mekruh değildir. Bir kısmı mekruhtur bir kısmı da evla olanı terk etmektir. Şafiilere göre, hutbedeki mekruhların bazıları şunlardır; hutbeyi dinleyen kişinin hutbe esnasında konuşması, hatibin önünde topluca ezan okunması, imamın ikinci hutbede sağa yahut sola dönmesi, el yahut başka uzuvları ile işarette bulunması mekruhtur. Hutbe esnasında imam dışındaki kişilerin ve arada bir boşluk bulunması dışında, insanların omuzlarından atlayarak ilerlemek, Tahrimen mekruhtur.

      Saflar arasında boşluk varsa, o takdirde o boşluğu doldurmak için insanların omuzlarından atlayarak bu yere kadar gitmek caizdir. Bu davranışın mekruhluğu mutlak olup hutbeden önce olması ile hutbe esnasında olması arasında herhangi bir fark yoktur. Cuma namazında hazır olanların, hutbe esnasında sükût etmesi sünnet olup bu esnada konuşmak mekruhtur.

Cumanın Sünnetleri ve Mekruhları

1-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, cumaya gelen kimse için yıkanmak, hoş koku sürünmek ve en güzel elbiseleri giyinmek sünnettir. Yıkanmanın vakti, Cuma gününün sabah vaktinden öğle vaktine kadardır. Cumaya gitmeye yakın yıkanmak daha faziletlidir. Nitekim Ebu Hureyre radıyallâhu anhudan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Caminin kapısında duran melekler vardır. İlk geleni ve sonrakini yazarlar. Her kim, Cuma günü cünüplükten yıkanır gibi yıkanır da sonra cumaya giderse bir deve sadaka vermiş gibi sevap alır. İkinci saatte (vakitte) giderse bir inek sadaka vermiş gibi sevap alır. Üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç sadaka vermiş gibi olur. Dördüncü saatte giderse bir tavuk sadaka vermiş gibi olur. Beşinci saatte giderse bir yumurta sadaka vermiş olur. İmam minbere çıktığında, melekler (yazmayı bırakır) içeride hutbeyi dinlemede hazır olurlar.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

2-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, cumaya erkenden yaya olarak sükûnet ve vakarla oturmak, yolda Kur’an okumakla yahut zikir ile meşgul olmak sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Cuma günü iyice yıkanıp kirlerinden temizlenen, acele edip mescide ilk gelen, bineğe binmeyip yaya yürüyen, imama yakın oturup hutbeyi dinleyen boş şeylerle uğraşmayanın her bir adımına bir yıllık gündüzleri oruç, geceleri kıyamda bulunma ameli sevabı vardır.” (Tirmizî, Ebu Davud, İbn-i Mace, Hâkim) Cuma namazına erkenden gitmek, imamdan başkası için sünnettir. İmam için ise erkenden gitmek sünnet değildir.

3-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, namazdan önce bedeni temizlemek, kendine çeki düzen vermek, ağızdaki çirkin kokuları misvakla temizleyerek gidermek, bedendeki diğer kötü kokuları gidermek sünnettir.

4-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, Cuma günü Kehf suresini okumak sünnettir. Kehf suresini gündüzün okumak hakkındaki rivayet daha kuvvetlidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Her kim, Cuma günü Kehf suresini okursa, iki Cuma arasında meydana gelen bir nurdan ona ışık saçılır.” (Hâkim)

    Kehf suresinin okunmasının hikmeti ise kıyamet günü Cuma günü kopacaktır. Cuma günü de halkın toplanması bakımından kıyamet gününe benzemektedir. Kehf suresinde ise kıyamet korkularından bahsedilmektedir.

5-      Hanefi ve Şafii mezheplerine göre, Cuma günü ve gecesi çok dua etmek sünnettir. Cuma gününde dua etmek duaların kabul edildiği saate isabet etme ümidinden ötürüdür. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem Cuma gününden bahsederken şöyle buyurmuştur: “Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul Allah’tan bir şey isterken o saate isabet ederse mutlaka Allah-u Teâlâ ona istediğini verir.” (Buhari, Müslim)

    Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem eli ile işaret ederek, bu saatin az bir zaman dilimi olduğunu bildirmiştir. Duaların kabul edildiği saat konusunda en sağlam görüş,  şu hadis-i şeriftir: “Duaların kabul edildiği saat, imamın minbere oturduğu andan namaz bitinceye kadar geçen zamandır.” (Müslim)

6-      İttifakla, Cuma günü ve Cuma gecesi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme çok salâvat getirmek sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Cuma günü ve gecesi bana çık salâvat getirin. Her kim bana salâvat getirirse Allah-u Teâlâ ona on kere rahmet eder.” (Beyhaki)

    Yine, diğer bir hadis-i şerif de Cuma günü salâvat getirmenin fazileti ile alakalıdır: “Günlerinizin en faziletlisi, Cuma günüdür. Bu sebeple, o gün bana çokça salât ü selam getiriniz; zira sizin salât ü selamlarınız bana sunulur.” (Ebu Davud, Nesai, İbni Mace)

7-      Hanefi mezhebine göre, Cuma günü hatibin hutbeye çıkışı ile Cuma namazının bitişine kadar olan zaman içinde nafile namaz kılmak mekruhtur. (Şafii mezhebine göre, hatip hutbenin sonuna gelmemişse “tahiyyetü’l Mescid” namazı kılınabilir. Eğer hutbenin sonu gelmişse, imamın farz namaza kalkmasını beklemelidir.

8-      Hanefi mezhebine göre, Cuma için ilk ezan okunduğunda, alış veriş bırakılarak, camiye gidilmesi farzdır. (Şafii mezhebine göre, ezan okunurken, cumadan geri kalmamak şartıyla alış veriş caizdir.)

9-      Hanefi mezhebine göre seferi, hasta, mahpus ve benzeri özürlü kişilerin Cuma günü Cuma kılınan bir şehirde, Cuma namazından önce ve sonra öğle namazını cemaatle kılmaları Tahrimen mekruhtur. Şehir halkından olup Cuma namazını kaçıranların da öğle namazını cemaatle kılmaları mekruhtur. Bu gibi kimseler, öğle namazını cemaatsiz, ezansız ve tek başına kılarlar. Hasta olan kimselerin öğle namazını, imam Cuma namazını bitirinceye kadar tehir etmeleri müstehaptır. Tehir etmeyip kılmak, sahih olan görüşe göre mekruhtur.

     Şafii mezhebine göre, bir özür sebebiyle yahut Cuma namazı kendilerine farz olmaması sebebiyle Cuma namaz kılmayanların, cemaat sevabını elde etmek için öğle namazını cemaatle kılmaları caizdir. (Fethu’l-Kadir, 1/419; Durrü’l-Muhtar, 1/766-772; Muğni’l-Muhtac, 1/279-295; el-Mühezzeb, 1/109-113)

Bir amir, işçilerin Cuma namazına gitmelerine izin vermezse ne yapmak gerekir?

Hanefi mezhebi âlimlerinden olan İmam Ebu Hafs gibi âlimler: “İşverenin izni olmadan işçinin Cuma namazına gitmesi caiz değildir.” Demişler ise de işçinin Cuma namazına gitmesine mani olmak büyük bir vebaldir. (Fetava el-Hindiyye, 1/144)

    Şebramilisi şöyle demiştir: “Cuma namazına gitmeye izin vermeyen bir işçinin çalışabilmesi için, muhtaç olması gerekir. Muhtaç olmadığı takdirde namazını kılmayarak yanında çalışması haramdır.” (Şebramilisi, 2/134)

     İşveren, işçilerin Cuma namazına gitmelerine izin vermezse önce işvereni makbul bir yolla yaptığı yanlış işten vazgeçirmeye çalışırlar. İmkân olmadığı takdirde işçi ya da kendi naklini başka bir yere yaptırır ya da maddi durumu müsaitse istifa eder. Eğer maddi durumu müsait değilse görevine devam edip Cuma namazına gitmeden öğle namazını kılar. Vebal de işverene ait olur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali

Müellif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri

 


 
  Bugün 23 ziyaretçi (59 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=