hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Temel İtikat Bilgileri
   
  Hakka Davet
  Temel İtikat Bilgileri
 

Temel İtikat Bilgileri

Hamd, varlığın gerçek sahibi Allah-u Zülcelâl'e aittir. Salat-u selam; Resulullah Efendimiz'in, Ehl-i Beyt'inin ve Ashab-ı Kiram'ın üzerine olsun. 

İkitad, Allah-u Zülcelâl'e iman, İslam binasının temelidir. Bu sebepledir ki her müslümanın, itikad ve inancının ne manaya geldiğini, nelere inanması gerektiğini, sağlıklı bir şekilde öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri öğrenmek, herkes için farzdır. Bilmemekten dolayı, kişi sorumluluktan kurtulamaz. Bu sebeple, İslam âlimleri itikad üzerinde çok titiz davranmışlar ve müslümanları, batıl ve bid'at, inanç ve fikirlerden uzak tutmaya gayret göstermişlerdir. 

  Akâid; Allah-u Zülcelâl'in bildirdiği İslam dininin temel hüküm ve kaideleridir. İslam'ı bir binaya benzetecek olursak, itikad onun temeli ve dirsekleri mesabesindedir. 

 Akâid kelimesi 'itikad'ın çoğuludur. İtikad; bir şeye kalbini bağlamak, kesin olarak inanmak, gönülden benimseyeren doğruluğuna inanmak ve kesinlikle karar vermek manalarına gelmektedir. 

  İtikad, iman etmek demektir. İman etmek; hiçbir şüpheye yer vermeden, kesin bir inançla İslam'ın getirdiği temel esaslara bağlanmak ve kabul etmektir. 

   Dinin getirmiş olduğu hükümler (Ahkâm-ı Şer'iyye) üç çeşittir; itikâdî, amelî ve ahlâkî. Bunların tamamı bir müminde toplandığında, onun dini tamamlanmış olur. Bir kişide, amel eksik ve ahlak zayıf olsa o kişinin imanına bakılır. Eğer iman esaslarının tamamına hakiki olarak iman etmiş ise o kimse müslümandır. Ancak, iman esaslarından birine inanmasa da amel ve ahlakı iyi olsa, o kimse iman sahibi olmuş olmaz.

   Demek ki yapılan ibadet ve iyiliklerin kabul şartı, iman etmektir. İman tam ve kesin olarak yoksa diğer iyiliklerin hiçbirisine Allah katında itibar edilmez. Allah-u Zülcelâl bu hususta ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Kim, imanı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette ziyana uğrayanlardandır." (Maide; 5) 
    
    İşte, bundan dolayıdır ki iman esaslarını çok iyi bir şekilde bilmek ve kesin bir inançla iman etmek, bütün müslümanlar için çok önemlidir. 

   İman esaslarının temeli, Allah-u Zülcelâl'e, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete, kaza ve kader inanmaktır. Halkın dilinde bunlara 'amentü' veya 'imanın şartları' denilmektedir. Ayet-i kerimede, "Ey iman Edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanın. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse şüphesiz gerçek bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa, 136) 

    Dikkat etmek gerekir ki bu inanç esaslarına iman etmek gerektiği gibi bunların taşıdığı diğer hususlara da iman etmek farzdır. Mesela bir kimse, Kur'an-ı Kerim'e iman etse de onun bir ayetini inkâr etse imandan çıkmış olur. 

   Akaid ilmi, işte bu iman esaslarının ne olduğunu ve bunlara iman etmenin nasıl olacağını ortaya koyar. İman etmenin mahyetini açıklar. Kısaca, Allah-u Zülcelâl'in bizden talep ettiği, hakiki imanı elde etmek ancak akâid ilmini bilmeye ve bunlara kalben iman etmeye bağlıdır. Kişinin dini, bu itikad temeli üzerine kuruludur. 

   İtikadda hak olan mezheb 'Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat Mezhebi'dir. Diğer bozuk fırkalar olup bunlara 'Bidat Ehli' veya 'Fırak-ı Dâlle" (doğru yoldan sapmış fırkalar) denir. 

    Hadis-i şerifte, "Muhammed'in canı (kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki elbette benim ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka Cennet'te, yetmiş iki fırka ateştedir. Bunun üzerine 'Ya Resûlellah! Cennette olan fırka kimlerdir?' Diye soruldu, Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, 'Onlar benim ve ashabımın gittiği yoldan gidenlerdir.' diye cevap verdi." (İbn-i Mace, Fiten, 17; Ebu Davud, Sünnet, 1)
   
   Ehli Sünnet ve'l-Cemaat Mezhebi'ni bir bütün olarak ortaya koyan itikad imamları ikidir. Bunlar; İmâm-ı Ebu Mansur Maturidi ile İmâm-ı Ebul-Hasenel-Eş'ari'dir. Bu ikisinin bildirdiği iman esasları aynıdır. Sadece esasa ait olmayan bazı konularda fikir ayrılıkları mevcuttur. 

   Eş'arî ve Maturidî, Selef-i Sâlihîn'in (Sahabe'den sonraki dönemin büyük İslam âlimlerinin) bildirdikleri itikad ve imanla ilgili bilgiler açıklamış, kısımlara bölmüş ve insanların anlayabileceği şekilde açıklayıp sistemli bir şekilde yazmışlardır. Bunların itikadı, Ashab-ı Kiram, Tabiin ve Selef-i Salihîn'in itikadı üzeredir. 

Tevhid
İslam dini, tevhid itikadı üzerine kurulmuştır. Tevhid ise; Allah-u Zülcelâl2in zatında ve sıfatlarında tek (bir), ezeli ve ebedi olması ve O'nun yaratması dışında bir şeyin olmasının kesinlikle mümkün olmamasına iman etmektir. 

 İlk Peygamber Hz. Âdem aleyhisselâmdan son Peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhissalâtu vesselama kadar, bütün peygamberler tevhid dinini getirmiştir. Hiçbir Peygamber, Allah'a şirk koşmayı asla emretmemiştir. Allah'a şirk koşmak, yani O'nun sıfatlarında ve mülkünde bir ortağı olabileceğini iddia etmek, Allah'ı inkâr etmek gibi dinden çıkmaya sebep olur. 

İslâm
İslam, hak dine, Allah'ın Resulü ile gönderdiği dinine teslim olmak demektir. Bizim dinimize İslam adını Allah-u Zülcelâl vermiştir. "Din olarak size İslam'ı seçtim." (Maide; 3) buyurmuştur. 

  Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin tebliğ buyurduğu şeylerin hepsini; zahirî (fizikî) ve batınıyla (manevi ve gaybî yönleriyle) kabul etmek, sözleri ve fiilleriyle onları kabul ettiğini göstermek; Allah-u Zülcelâl'e ve Peygamberine itaat etmektir. 

İman
İman, lügatte bir şeye tereddütsüz, kesin olarak inanmak ve gönülden bağlanmak demektir. 

 Dini manası ise Allah-u Zülcelâl'in varlığını,biriğini, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemin Allah'ın peygamberi olduğunu ve bize bildirdiği şeylerin hepsinin hak olduğunu, hiçbir şüphe duymadan kalp ile tasdik ve dil ile ikrar etmektir. Peygamberlere, kitaplara, meleklere, ahiret gününe, kaza ve kadere ve öldükten sonra dirilmeye iman etmektir. 

  Allah-u Zülcelâl'in dinini kalbi ile tasdik etmek, yani Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir. Byna göre imanın gerçeği ve özü kalbin tasdiğidir. 

   Ebu Hureyre radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme imanın ne olduğu sorulunca şu şekilde cevap vermiştir: "İman; Allah'tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemin O'nun kulu ve Resulü olduğuna, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere, hayır ve şer her şeyin Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır." (Buhâri, Müslim, Ebu Dâvud)

   Abdullah İbn-i Ömer radıyallâhu anhu riayet ediyor: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb radıyallâhu anhu bana şunu anlattı: "Ben Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâmın yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâmın önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: 'Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver' Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: 

    "İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'ı haccetmendir." Yabancı: 'Doğru söyledin' diye tasdik etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Bir de Kadere, yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmandır." 

    Yabancı yine: "Doğru söyledin!" diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselam açıkladı: "İhsan, Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor." 

   Adam tekrar sordu: "Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bu sefer: "Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmiyor!" Karşılığını verdi. Yabancı: Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm şu açıklamayı yaptı: "Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, davar çobanlarının yüsek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir."

    Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm bana 'Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun?' dedi. Ben: 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir' deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu, Cibril'di. Size dininizi öğretmeye geldi." (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) 

     Hadis-i şerifte de geçtiği üzere iman; Allah-u Zülcelâl'in, Cebrail aleyhisselam aracılığı ile, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi veselleme göndermiş olduğu semavi hükümlere kesin olarak inanıp kalben tasdik ve dil ile ikrar etmektir. Bu da iki şekilde olur: 
  1. İcmali İman: İman edilecek şeylere kısaca ve bir bütün olarak iman etmektir. Buna göre bir kimse, manasını bilerek ve inanarak Kelime-i Tevhidi söylese, icmali olarak iman etmiş olur.
  2. Tafsili İman: İman edilecek şeylerin herbirine açık ve geniş bir surette, ayrıntılı bir bilgi ve idrak ile iman etmektir. Başka bir ifadeyle, altı imanın esasını; namaz, oruç, hac, zekât gibi farz kılınan ibadetleri; içki içmek, kumar oynamak, adam öldürmek, zina yapmak gibi haram kılınan şeyleri öğrenmek ve tasdik etmekdir. (Helali helal, haramı da haram bilmek. 
   İcmâlî iman, iman etmiş olmak bakımından yeterli olsa da tafsili iman daha kıymetlidir. Şeytanın iğvasına karşı iman meselelerini yeterince öğrenmek, her müslümane erkek ve kadına faydalıdır. 
   
   Bunun haricinde, İslam memleketlerinde dini ilimlerde mütehassıs âlimlerin yetişmesi de lazımdır. İtikâdî fitnelere karşı ümmetin imanını muhafaza ve müdafaa etmek için tafsilatıyla ilim öğrenmek farz-ı kifâyedir. Yani, hiçkimse öğrenmezse o memleketteki herkes mesul olur. 

    Ehl-i Sünnet itikadına göre, kalbin bilmesi ve tasdik etmesi, iman için yeterli değildir. Amel imanın bir kısmı değildir. Bunun için amel ve ibadette tembellik yapıp ibadet etmemek, bir mü'mini dindan çıkarmaz. Fakat imanın kemaline ermek, olgun bir hale getirmek ve bunu bu şekilde yapmakla, Allah-u Zülcelâl'in vaad ettiği yüksek nimetlere kavuşmaları, gerçek marifetullaha ulaşabilmeleri için amel ve ibadet şarttır. 
 
    İmanın sahih ve kabule layık olabilmesi için şu şartların bulunması gereklidir: 
a) İman, ümitsiz halde iken yapılmamalıdır. Yani, Müslüman olmayan bir kimse, son nefesinde nasıl bir azapla karşılaşacğını görür, hayattan ümidini keser ve ondan sonra iman etmeye kalkarsa, bu kimsenin imanı makbul değildir.
b) Mü'min, inkâr ve tekzibe (yalanlama) alamet olan şehlerden hiçbirin yapmamalıdır. Mesela; Allah-u Zülcelâl'in helal kıldığı bir şeyi haram kabul etmek gibi. 
c) Dini hükümlerin hepsinin güzel olduğunu kabul edip hiçbirinin yapılmasında inat ve kibir göstermemelidir. 

Tasdik ve inkar bakımından insanlar üç guruptur: 
a) Mü'min: İslâmın iman ve itikad esaslarını gerçekten tasdik edenler.
b) Kafir: Mü'min olmanın esaslarını kabul etmeyenler. 
c) Münafık: İçi başka dışı başka, sözü özüne uymayanlar. İçinden inanmadığı halde inanıyormuş gibi görünenler. Bunlar kafirlerden de kötüdür. 

Küfür Çeşitleri
İman; Allah'a ve Resulüne bağlanıp teslim olmak, inanmak ve de onlardan gelen her şeyi şeksiz şüphesiz kabul etmektir. 
 
   Küfür ise imanın zıddıdır. Allah ve Resulüne teslim olmamak, inanmamak ve de onların haber verdiği şeyleri inkâr etmek, yalanlamaktır. Başka bir ifadeyle Allah ve Resulünü yalanlamak, onların verdiği hükümler hususunda şüphe etmek, Allah'ın hükümlerine karşı kibirlenmek, onları alaya almaktır. Küfür çeşitleri şunlardır: 
  1. Küfr-i İnkari: Allah-u Zülcelâl'i tanımayıp onu asla kabul etmemektir. Allah-u Zülcelâl'in varlığını inkâr eden kâfirler gibi...
  2. Küfr-i Cuhudi: Kalple Allah-u Zülcelâl'i tanıyıp, kibrinden dolayı ikrar etmemektir. Şeytanın küfrü gibi... 
  3. Küfr-i İnadi: Kalple Allah-u Zülcelâl'i bilmek, dille iitiraf etmemek. Ebu Talib gibi... Zira o, "Ben Muhammed'in dininin, dinlerin en hayırlısı olduğunu biliyorum fakat beni tenkid ederler diye itiraf etmiyorum." diyordu. 
  4. Küfr-i Nifaki: Dille ikrar ettiği halde, kalple tasdik etmemektir. Münafıklar gibi... 
Kaynak: Büyük İslam İlmihali
Muelif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri



 
  Bugün 23 ziyaretçi (67 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=