hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Ölüm Hakkında Birkaç Söz
   
  Hakka Davet
  Ölüm Hakkında Birkaç Söz
 
Ölüm Hakkında Birkaç Söz
Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "De ki: Haberiniz olsun ki, o önünden kaçıp durmakta olduğunuz ölüm (günün birinde aniden) mutlaka size gelip kavuşacaktır. Sonra, gizli ve açık bütün şeyleri bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O, size neler yaptığınızı bir bir haber verecektir. (Ve buna göre de müstehak olduğunuz cezaya çarptırılacaksınız.)" (Cuma;8) 

Ölüm, her canlının tadacağı, ahirete giden bir yoldur. Ölümü anmak bile istemeyenlere ansızın gelip çatar. Kibirli olan ve böbürlenenlerin boynunu büker, belini kırar. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Ölüm, nasihatçi olarak yeter." (Taberani, Beyhaki) 

Dünyaya dalan ve dünya malına aldanan, hak ve hakikati unutan kimse ölümü hatırlamaz. Tevbe eden kimse ise kalbine korku düşsün diye ölümü çok hatırlar. Ölüm mü'min için bir kavuşma, bir nimet ve hediyedir. Ebu Hureyre radıyallâhu anhudan rivayet edilen hadis-i şerifte, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Siz, lezzetleri yok eden (ölümü) çok hayırlayın." (Tirmizi) "Eğer havanlar, ölüm hakkında ademoğlunun bildiklerini bilselerdi, onlardan semiz et yiyemezdiniz." (Beyhaki)

İnsan bu fani dünyada, refah ve saadet içinde yaşayabilmek, ahiret hayatında ise tarifi mümkün olmayan nimetlere kavuşabilmek için dünya yaşantısında imansızlıktan, riya ve nifaktan uzak durmalıdır. Aksi halde, hayatını boş yere harcayarak yazık etmiş olur. 

Öleceğini hatırından çıkarmayan insan, dünyanın dertlerinden kurtulur. Akıl sahibi olan kimse, ölüme karşı dikkatli olur ve hüzünlenir. Şunu çok iyi bilmemiz lazımdır ki, bir an dahi ölümden gafil kalan kalp boştur. Ölüm, büyük bir iş ve tehlikeli bir şeydir. Cenazeler, basiretli ve ibret almasını bilen insanlara bir öğüttür. Cenazelerde basiretli kimseler için bir mesaj vardır. Cenaze gaflet içerisinde olan insanlara hiçbir şekilde etki etmez. Sanki hiçbir şey görmemiş gibi hep başkalarının cenazelerini seyredeceklerine inanırlar. Kendilerinin de bir gün o gördükleri cenazenin yerinde olacağını düşünmezler. Düşünseler dahi, çok uzak olduğunu zannederler. Fakat yapılan hesaplar hep yanlıştır. Ölüm ansızın gelip çatıcıdır. 

Cenazelerde, insanları gafletten uyandıran. bir öğüt ve ikazın kokusu vardır. Tüm bunlardan sonra insan, dünyada garipmiş ve yolcuymuş gibi olmalıdır. Hazırlığını tam yapan bir mü'min için ölüm, korkulacak bir şey değil, Allah'a kavuşmaktır. 

Dünya hayatının rengârenk hayalleri hep solmaya ve pörsümeye mâhkûmdur. Allah-u Zülcelâl bizleri imtihan için, bu ayrılık beldesi olan dünyaya göndermiştir. Dünya, çürük bir diş gibidir. Çıkmadıkça sahibine rahat yoktur. 

Süfyan-ı Sevri şöyle demiştir: "Ben Kufe'deki mescidde bir ihtiyar gördüm. Şöyle dedi: 'Ben otuz senedir bu mescidde, ölümü bekliyorum. Eper ölüm bana gelirse ona ne bir şey emrederim ne de bir şey yasaklarım. Hiçbir kimseden alacağım olmadığı gibi, hiç kimseye de borcum yoktur."

İnsan sahibi olduğu mal ve mülke, çoluk çocuğua, dost ve akrabalarına ve diğer dünya meşgalelerine çok önem verir. Tüm bunlar, insanı gençliğinde, Allah-u Zülcelâl'e dönüş yolu için hazırlık yapmaktan alı koyup ihtiyarlığına erteler ki, bu da perişanlığın ilk belirtisidir. Bu şekilde, günbe gün tevbe etmeyi, ahiretine hazırlanmayı erteler. Gurbet olan kabrin onarımını aksatır. 

İşte, gafil olan insan odur ki, başkasının cenazesini götürür. Ancak kendisinin de bir gün böyle omuzlarda taşınıp kabre konulacağını bir türlü düşünemez. 

Hâlbuki ölüm geldiğinde duyulan pişmanlık, hiçbir fayda vermez. Bu an gelmeden, hayatın kıymetini bilmek lazımdır. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "(Bir gün bakarsın ki) Ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş, işte bu, senin kaçıp durduğun şeydir." (Kaf; 19)

Akıllı olan kimse, Allah-u Zülcelâl'in kesin olarak vuku bulacağını beyan ettiği bu ölüm anı gelmeden, kendine gelir; Allah-u Zülcelâl'in emir ve nehiylerini (yasaklarını) yerine getirmeye gayret ederek, kendi eksikliğinden dolayı yaptığı günahlara tevbe edip pişman olur. Allah-u Zülcelâl'in merhameti gazabından gneiştir. Tevbe edenlerin tevbesini kabul edip günahları bağışlayandır. 

Ölüm, çok büyük terbiye edicidir. Bir gün bir adam, Ebu Derda radıyallâhu anhuya gelip: "Ya Ebu Derda! Benim büyük bir hastalığım var. Bana bir ilaç tavsiye et ki hastalığımı tedavi edeyim." Ebu Derda radıyallâhu anhu: "Hastalığın nedir?" diye sordu. O adam şöyle dedi: "Benim kalbimde fazlasıyla dünya muhabbeti var. Bu sebeple kalbim kapkara oldu. İbadetlerimden manevi bir haz alamıyorum." 

Ebu Derda radıyallâhu anhu şöyle buyurdu: "Bu hastalık bütün hastalıkların başıdır. Bunu hemen tedavi et. Yoksa bu hastalığın sonu, imanın ortadan kalkması ile son bulur. Hastaları ziyaret et, cenazelerde bulun, kabirleri ziyaret et. Bu üç şeye devam et. Bu hastalığın çaresi bunlardır. Sonunda kalbin nurlanır, basiret gözün açılır!"

O kimse bu söylenenleri yaptı. Ancak hastalığında düzelme olmayınca, Ebu Derda radıyallâhu anhuya gelip: "Söylediklerinizi yaptığım halde, dünyaya olan muhabbetim kesilmedi. Söylediklerinin hiçbir faydasını görmedim." dedi. 

Ebu Derda radıyallâhu anhu şöyle buyurdu: "Hastaların yanına vardığın zaman nefsine şöyle hitap et: 'Ey nefsim! Şu hasta yatağında yatan kim? Kendini o hastanın yerine koy. Sen de bir gün bu hale geleceksin. Akibetin böyle olacağı halde, bunca kavga neyine gerek? Bu dünyadan ayrıl onun endişesini taşıma.'

'Cenaze namazına gittiğin zaman, evini, çoluk çocuğunu terk edip tabutun içine çaresizce giren kimsenin yeirne kendini koy. Herkesin başına mutlaka gelecek olan ölümü gelmiş olarak say. Sen de bir gün böyle olacaksın. Biriktirdiğin malların, aile fertlerinin hepsi seni terk edeceklerdir. 

Kabirlerin yanına varınca, içindekilere dikkatle bak. Perişanlıklarını gör. O nazik tenleri çürümüş, ağızları çenelerinden yırtılmış, gözlerini kurtlar, böcemkler yemiş. Bülbül gibi olan dillerini yılanlar yemiş. İşte, en sonunda sen de böyle olacaksın. Bir gün, seni de buraya getirecekler de amelinle başbaşa kalacaksın. Bunları çok iyi düşün ve hazırlığını buna göre yap." 

Tüm bunları uygulayan adam, bür süre sonra Ebu Derda radıyallâhu anhunun yanuna gelerek şöyle dedi: "Ey Ebu Derda! Allah senden razı olsun. Dediklerini yaptım. Dünyaya olan muhabbetim bitti. Kalbim nurlandı. Kendimi taât ve ibadetlerime verebildim. Sen benim kararan kalbimi diriltip nurlandırdın!" 

Allah-u Zülcelâl, ölüme hazırlıklı olmayı hepimize nasip etsin... (Âmin)

Kaynak: Büyük İslâm İlmihali 295. Sayfa
Müellif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri




 

 
  Bugün 1 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=