hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Temel Dini Hükümler
   
  Hakka Davet
  Temel Dini Hükümler
 

Temel Dini Hükümler

İnsanın yaratılış gayesi Allah’a kulluk etmektir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyuruyor: “Ben, cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zâriyât; 56) Bir insan Allah’a iki türlü kulluk eder, birincisi emrettiği amelleri işleyerek, ikincisi yasakladıklarından kaçınarak.

    Allah’ın emirlerinden sorumlu olmak için bir insanın, aklı başında ve yetişkin olması gerekir. Akli dengesi yerinde olmayanlar ve çocuklar mükellef değildirler. Hz. Ali radıyallâhu anhudan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

  “Kalem üç kişiden kaldırılmıştır; uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akil baliğ oluncaya kadar çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.” (İbn Mâce, Talak, 15)” “Kalem kaldırılmıştır” demek, ibadet yapmadıkları zaman günah yazılmaz, demektir. Aklı başında olan her yetişkin ise ibadetlerden sorumludur.

Mükellef Olmanın Şartları

İbadetlerden sorumlu (mükellef) olmak için:

1.      Akıllı olmak. Deli, akli dengesi bozuk, bunamış, aklı başından gitmiş kişi, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumlu tutulmaz.

2.      Buluğ çağına ermiş olmak: Buluğ çağı, kişinin cinsiyet ve şahsiyetinin gelişmeye başladığı dönemdir. Erkek çocukları, ekseriyetle 12-15 yaşları arasında buluğa ererler. Kızlar da 9-15 yaşları arasında buluğ çağına girerler. Buluğa erince, artık çocukluk geride kalır v yetişkin bir insandan beklenen görevler, gençlerden de beklenmeye başlanır. Kız veya erkek çocuğu, 15 yaşına geldiği halde, buluğun belirtileri ortaya çıkmamış olsa bile amellerle mükellef olurlar. Yani namazlarını kılmaları, oruçlarını tutmaları gerekir.

3.      Müslüman Olmak. Bir insan Müslüman olmak için önce iman etmelidir. Yani İslam dininin İtikadî esaslarını kabul etmiş ve İslam’ın hükümlerini yerine getirmenin lüzumuna inanmış olmalıdır. İmanı olmayanın amel yapsa bile ameli kabul olmaz.

     Aklı başında, Müslüman bir erişkin, önüne gelen her işi yapamaz. Yaptığı işlerin hükmünü bilmek zorundadır. Yapılan işler, şu sekiz hükümden birine tabidir:

1-      Farz: Allah-u Zülcelâl’in kullarına, açık ve kesin olarak yapmalarını emrettiği ameller demektir. Bel vakit namaz, Cuma namazı, Ramazan orucu gibi ameller, Kur’an ve Sünnet’te yapılması dinen zorunlu ameller olarak bildirilmiştir. Bir mani sebebiyle yapılmamış farz ibadetler, imkân ele geçince kaza edilmelidir. Yapılmadığı zaman Allah’ın emrine isyan olur. Farzlar, ikiye ayrılırlar:

a)      Farz-ı Ayn: Yerine getirilmesi, her bir Müslüman’a fert olarak vazife olan farzlardır. Bu farzların sorumluluğu, bir başkasının yapması ile diğerlerinin üzerinden düşmez. Mesela, beş vakit namaz, Ramazan orucu gibi. Bu ibadetler bir başkasının yerine yapılamaz veya yapılsa bile asıl kişi sorumluluktan kurtulmuş olmaz.

b)      Farz-ı Kifâye: Bu farzlar, belirli bir yerdeki Müslümanlar cemaatinin üzerine borçtur, her Müslüman’ın yapması farz değildir. O cemaat içinden bir kısım kişiler yapınca vazife yerine getirilmiş olur. Mesela, cenaze namazı kılmak gibi… Ancak bu farzı o cemaatten hiç kimse yapmazsa, herkes günahkâr olur.

      Farz ameller, Allah’ın muhabbetini ve rızasını kazandıran emirlerdir. Bir kişinin emrini tutmazsan, onu sevdiğini söylemek bir şey ifade eder mi? Farzları yapmanın sevabı büyük, özürsüz olarak terk etmenin de günahı büyüktür. Farz olduğunu inkâr etmek ise küfürdür, kişiyi İslam’dan çıkarır.

2-      Vâcib: Vacib, Allah’ın farz kadar açık ve kesin olmamakla beraber, kuvvetli bir delile dayanan ve her müslümanın yapması gereken vazifedir. Mesela, Hanefi mezhebinde kurban kesmek, vitir ve bayram namazlarını kılmak gibi…

     Hanefi mezhebinde, farz ile sünnet arasında vacib gibi bir derece bulunmakla beraber, diğer mezheplerde farzdan ayrı olarak bir vacib hükmü yoktur. Bu mezheplerde farz ile vacib aynı şeydir. Bir ibadet farz değilse, sünnettir. Mesela, Hanefi mezhebine göre vacib olan fıtır sadakası vermek, diğer üç mezhebe göre farzdır. Vacibi inkâr eden kime dinden çıkmaz ama dalalette kalır.

3-      Sünnet veya Mendub: İslam dininin mükelleften gayr-i lazım olarak (şart koşulmayan) istediği veya yapanın övüldüğü, terk edenin zemmedildiği amellerdir. Mesela, sünnet namazlar gibi… Bu amelleri işleyenlere sevap vardır, terk eden cezaya uğramaz. Fakat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin sünnetini terk ettiği için onun tarafından kınanmayı hak edebilir. Hanefiler mendubu üçe ayırmışlardır:

a)      Müekked mendub: Mesela, Peygamberimizin terk etmediği sünnet ibadetleri, cemaatle namaz gibi…

b)      Meşru mendub; pazartesi ve Perşembe orucu gibi.

c)      Zâid mendub: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme yeme, içme, yürüme ve uyku gibi beşeri hususlarda uymak gibi. Diğer mezheplere göre sünnet; mendub, nafile müstehab, tatavvu, ihsan ve hasen diye de isimlendirilir. Durrü’l-Muhtar sahibi ve İbn Abidin de diğer mezheplerin görüşünü seçerek şöyle demiştir: “Mendub, müstehab, nafile ve tatavvu arasında fark yoktur. Terk edilmesi uygun değildir. Terk edilmesi halinde kerahet sabit olur. (İbn-i Abidin; 1/115)

4-      Mubah: Mubah: Yapılmasında veya yapılmamasında dinen hiçbir mahzur olmayan, yani yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeylerdir. İslam dini bunların, ne yapılmasını ne de terk edilmesini emretmiştir. Bunlar insanlara bırakılmıştır. Bu nedenle yapılmasında sevap, terk edilmesinde günah yoktur.

5-      Helal: İslam’a göre yapılması dinen günah olmayan, caiz olan, işlenmesinde dini bir mahzur bulunmadığını bildiren iş ve usullerdir. Usulüne uygun olarak kesilen hayvanın etini yemek gibi… Dinen serbest, yani mubah olan şeylerin dahil helal olması için, dinin helal kıldığı yolla yapılması gerekir.

6-      Haram: Yapılması, yenilmesi, içilmesi, işlenmesi ve kullanılması kesin bir dini delille yasaklanan şeylerdir. İçki içmek, hınzır eti yemek, faiz yemek gibi… Yapılmaması kesin olarak emredilen bir şeyi yapmak haram olduğu gibi, yapılması kesin olarak emredilen bir şeyi yapmamak da haramdır. Namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi…

       Haram bir fiili işleyen kimse günahkâr olur. Fakat bir şeyin haram olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar. Mesela “İçki haram değildir” diyen kimse dinden çıkar.

       Haram, Allah-u Zülcelâl’in koyduğu yasaklar sınırıdır. Bu sınırı aşan kimse Rabbine karşı suç işlemiş, Hukuhullah’a tecavüz etmiş demektir. Haram sınırlarını aşmayan kişi, Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmak yolunda önemli bir adım atmış olur.

      Hakiki bir mümin, büyük günahları tamamen terk etmeli, küçük günahlara girmemek için de azami tedbirli olmalıdır. Günaha karşı son derece hassas olmalı, küçük de olsa işlediği günahı büyük görmelidir. Mümkün mertebe haram işlememeli, günaha girmeme hususunda sabır göstermelidir. İnsanlı icabı bir günah işlediğinde de hemen tevbe etmelidir.

7-      Mekruh: Mekruh; yapılması dinen doğru bulunmayan, terk edilmesi istenen, yapılmaması, yapılmasından daha doğru olan davranışlardır.

     Hanefi mezhebine göre mekruh: Tahrimen mekruh ve Tenzihen mekruh olmak üzere iki kısma ayrılır. Tahrimen mekruh; harama yakın olan mekruhtur. Vacip olan bir şeyi terk etmek gibi. Tahrimen mekruh olan bir şeyi işlememek sevaptır. İşleyenin ise azaba uğrama ihtimali vardır. Ayakta bevletmek gibi.

Tenzihen mekruh; helale yakın olan mekruhtur. Namazın sünnet ve adabını terk etmek gibi… Tenzihen mekruh olan bir şeyi terk edene sevap yapana da günah yoktur. Kınama vardır. (Açıkta yapan, diğer Müslümanlar tarafından kınanmalıdır.)

      Şafii mezhebine göre, mekruh tek çeşittir. Şer’in terk edilmesini kesin ve bağlayıcı olmadan istediği şeydir. Bunu terk eden methedilir, sevap alır yapan da zemmedilmez, cezalandırılmaz.

8-      Müfsid: Başlanmış bir ibadeti bozan amele müfsid denir. Mesela, namaz kılarken konuşmak, göğsünü kıbleden çevirmek, oruçluyken bilerek yemek yemek gibi… Müfsid davranışlar ameli bozar, o amelin bir daha yapılmasını (kaza) gerektirir.

9-      Rükûn: Bir amelin rüknünü yapmamak da o ameli bozar. Hanefi ve Şafii mezhebine göre, yapılması farz olan bir fiilin her bir farz olan parçasına rükûn denir. Mesela, secde namazdan bir rükûndur, çünkü ondan bir cüzdür, secde eksik olursa namaz olmaz.

10-  Şart: İbadetlere hazırlık mahiyetinde yapılan, kabulü için gerekli olan farzlara da şart denir. Mesela abdestli olmak, elbisesi temiz olmak, namazın şartlarındandır. Bunlar, namazdan hariç olan namazın mukaddimeleridir. Namazın sahih olması için bunların bulunması gerekir. Bundan ötürü bunlara şart denilmiştir. Kısaca şart; namazın dışındaki farzlardır.

      Namaz ve Kâbe’yi tavaf etmek gibi ibadetler için önce temizlik lazımdır. Temiz olmayanın ibadeti kabul olmaz. Bu sebeple, ibadet ilimlerine önce taharet ile başlanır.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali

Muelif: Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hazretleri


 
  Bugün 6 ziyaretçi (18 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=