hakka davet, davet hakkka, hakka davet sitesi, hakka sitesi davet, davet sitesi hakka, namaz, namaz ile ilgili bilgiler, taharet, tasavvuf, tasavvuf nedir, abdest, abdest nedir, abdestin farzları, abdestin sünnetleri, itikat, temel itikat bilgileri, allahın sıfatları Hakka Davet - Bid'at ve Hurafeler
   
  Hakka Davet
  Bid'at ve Hurafeler
 

BİD’AT VE HURAFELER

Bid’at; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem ve Ashab-ı Kiram dönemlerinde olmayan, onunla amel edilmeyen ve İslam’dan olmadığı halde, sonradan ortaya çıkan ve ibadet olarak kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlardır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bu konuda şöyle buyurmuştur: “Din adına uydurulan her şey, bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür. “ (Buhari, Müslim, İbn Mace, Nesai)  “Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır; yolun en hayırlısı Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem)’in yoludur. İşlerin kötüsü, sonradan çıkanlardır (yani bidatlerdir). Her bid’at sapıklıktır.” (Müslim)

     “Size Allah’tan korkmayı (takvayı), Habeşli bir köle de olsa Allah yolunda yürüdüğü müddetçe (başkanınıza) itaat edip sözünü dinlemeyi tavsiye ederim. Çünkü içinizden benden sonra yaşayanlar, çok ihtilaf (anlaşmazlık) görecektir. Size, benim sünnetim, raşid ve doğru yolda halifelerimin sünneti gereklidir. Bunlara sımsıkı sarılınız ve hiç bırakmayınız. Sonradan çıkan işlerden (bidatlerden) kaçının. Dinde her sonradan ortaya çıkan bid’attır. Her bid’at sapıklıktır.” (Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, Tirmizî)  

    Âlimlerin çoğunluğuna göre bid’at, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemden sonra meydana gelen her şeydir. Bu sebeple de sonradan çıkan amel ve inançları, iyi ve kötü olmak üzere ayırmışlardır.

    Sonradan ortaya çıkıp Kur’ân ve Sünnet’e muhalif olmayan şeylere “bid’at-i hasene” (güzel bid’at); muhalif olanlara ise “bid’at-i seyyie” (kötü bid’at) ismini vermişlerdir. Bid’at-i hasene, (hakiki) müminlerin güzel gördüğü, Kitab’a ve Sünnet’e ters düşmeyen bid’datlerdir.

    Kitap ve Sünnet’e uygun olarak ortaya konan bid’atlerin “bid’at-i hasene”, bunlara aykırı olanların ise “bid’at-i seyyie”  olduğunu söyleyenlerin başında İmam-ı Şafii gelmektedir. (Ebu Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ, IX, 113) Kur’an-ı Kerim’i bir Mushaf içerisinde toplamak, hadisleri derleyip toplayarak kitap haline getirmek, teravih namazının cemaatle kılınması, camilerin yanında minare yapmak; her ne kadar Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemden sonra olmuş birer bid’at iseler de bunlar, bid’at-i seyyie kapsamına girmeyen güzel şeylerdir, İslâm’a aykırı değildir.

     Bi’datler dâhil oldukları alanları itibariyle de kısımlara ayrılmaktadır. İtikadî konularla ilgili olanlara “İtikadî bid’at”ler, iş ve hareketlerle ilgili olanlara da “amelî bidat”ler denir. Ayrıca mahiyetleri itibariyle küfrü gerektiren ve gerektirmeyen bid’atler de vardır.

    Bi’dat ve hurafeler, farkına vardırmadan doğru yoldan uzaklaştırıcılıkları sebebiyle, Müslümanlar için çok büyük bir tehlike arz ederler. Sağlıklı bir dini yaşayış için önce sağlam inanç esaslarına ve bunlara bağlı bir ibadet hayatına sahip olmalıyız. Bunun için kendimizi yetiştirmeli, dinimizin emir ve yasaklarını öğrenmeli, hurafe ve batıl inanışlara kendimizi kaptırmamalıyız.

   Günümüzde pek çok bid’at, Müslümanların hayatına girmiştir. Bu sebeple, dininin emirlerini yerine getirmek isteyen her kişi, bu hususa dikkat etmeli; dinde eksiltme ya da ilâve mahiyetinde olan söz, tavır ve davranışların yasaklanmış şeyler olduğunu bilerek, bunları hayatından ayıklayıp atmalıdır. Burada müracaat edilecek yegâne kaynak ise Kur’an ve Sünnet’tir.

Belli Başlı Hurafeler

Zamanımızda görülen bazı bidat ve hurafeler şunlardır:

1.       Kurşun Dökmek: Kurşun dökmek kötü bir bid’attir. Allah’ın Resulü sallallâhu aleyhi vesellem, bir hutbesinin sonunda şu sözleri söylemişlerdir: “Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır; yolun en hayırlısı ise Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem)’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan çıkanlardır. Her bid’at sapıklıktır.” (Müslim, Mişkât I, 51)

2.       Namazdan Sonra Toplu Musafaha Yapmak: Musafaha esas olarak sünnettir. Bu konuda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemin birçok hadis-i şerifi vardır. Yalnız İmam Nevevî ve İbn Abdusselam gibi bazı âlimler, namazdan sonra yapılan Musafaha için: “Bid’at olmakla beraber mubahtır.” Demişlerdir. Ancak Aliyyü’l-Karî bu ifadeyi reddetmiş ve “Sünnet olan Musafaha, ancak karşılaşan iki müslümanın, ilk karşılaştıklarında yaptıkları tokalaşma olduğuna göre, buna uymayan bir şekilde ve namazdan sonra toplu Musafaha, çirkin bir bid’attir. (Feyzu’l-Kadir, 5/499; Umdetü’l-Kari, 10/494)

    Görüldüğü gibi, namazdan sonra yapılan musafahaya sünnet diyenler olduğu gibi, bid’attir diyenler de olmuştur. Ben, kalabalık cemaatlerde, izdiham ve karmaşa olacağından, namazdan sonra adet haline gelmiş toplu musafahayı tasvip etmiyorum. Ancak karmaşa ve izdiham yok ise mesela, iki insani, birbirilerine dışarıda değil de camide rastlamışlar ise bu durumda Musafaha yapılabilir.

3.       Cenaze için çelenk göndermek:  Cenaze için çelenk göndermek bid’attir. Çelenk ölüye fayda sağlamaz. Asr-ı Saadet’te hiçbir surette çelenk gibi şeylere yer verilmemiştir. (Terbiyetü’l-Evlad; 2/992)

   Ölüler ancak dirilerin dualarından faydalanırlar. Hayatta olanlar, Allah-u Zülcelâl’e ölü için dua eder, ruhuna bağışlamak için Kur’an-ı Kerim okursa bunun ölüye faydası vardır. Bu bakımdan hayatta olan kimseler, ister akraba olsun isterse olmasın, ölmüş olanlar için dua edebilirler. Onun namına tasadduk, hayır ve hasenatta bulunabilirler. İşte, ancak bu gibi şeyler ölüye menfaat sağlar.

4.       Kefeni zemzemle yıkayıp ölmeden önce hazırlamak: İnsanın kendisi için hazırladığı kefenini zemzem suyu ile yıkamasının hiçbir dini dayanağı yoktur. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem ne de kendinden sonra gelen Sahabe ve müçtehidlerden hiçbirisi kefenini alıp zemzemle yıkamamıştır.

   Şunu da bilmek gerekir ki; ölümden sonra insana faydası olan tek şey, onun dünyadaki amelidir. Bunun için insan, böyle şeylerle uğraşmamalı, Allah-u Zülcelâl’in huzuruna çıkacağı zaman kendisine faydası dokunacak ameller yapmaya çalışmalıdır.

5.       Ölünün Kırkıncı ve Elli İkinci Gecesi Münasebetiyle Merasim Tertip Etmek: Bazı yörelerimizde, ölünün kırkıncı ve elli ikinci günlerinde düzenlenen merasimlerin dinimizle hiçbir ilgisi yoktur. Bu konuyla ilgili hiçbir varid olmamıştır. Böyle gecelere özel merasim yapmak, bidattir. Ölü için dua her zaman iyidir. Bunun da belli bir zamanı ve mekânı yoktur.

6.       Mezar Nöbeti: İmam Muhammed ve Şafii mezhebine göre, cenaze defnedildikten sonra, daha çok yakınlarının, bir saat kadar (bir deve boğazlayıp eti parçalanıp dağıtılacak kadar) bir süre, mezarın yanında beklemeleri, bu süre içinde dua ve istiğfarda bulunmaları müstehaptır. Ancak, bu beklemenin bir veya birkaç kişi ile sınırlandırılması ve nöbet olarak kabul edilmesi söz konusu değildir. Çünkü İslam dininde ‘mezar nöbeti’ diye bir şey yoktur. Mezarın başında Kur’an okumak, ölüye duada bulunmak ve günahlarının affedilmesi için istiğfar etmek vardır. Aksi halde, mezar başında nöbet beklemenin hiçbir faydası yoktur.

7.       Ölen Kimsenin Fotoğrafını Göğse ve Naaşa Asmak: Bazı kimseler, cenaze defnederken, ölen kimsenin fotoğrafını göğsüne ve Naaşa asıyorlar. Birçok âlime göre, böyle bir davranışta bulunmak kesinlikle caiz olmayıp bid’attir.

8.       Kırk bir Yasin Okumak: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem, Yasin suresi hakkında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki, her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yasin’dir.” (Tirmizî) “Kim, bir gecede Allah’ın rızasını isteyerek Yasin’i okursa bağışlanır.” (İmam Malik, İbn Sünni, İbn Hıbban)

   Bazı âlimler: “Kim, zor bir iş anında Yasin suresini okursa Allah o işi kolaylaştırır.” Demişlerdir.  İmam Suyuti’nin ‘el-İtkan’ isimli eserinde rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kim, Yasin suresini bir ihtiyacını niyetine alıp okursa ihtiyacı yerine getirilmiş olur.”

   Yasin-i Şerif’i insan ne kadar çok okursa o kadar iyidir. Bazı kitaplarda: “Herhangi bir kimse kırk bir gere Yasin suresini okursa onun bütün istekleri yerine gelir.” Yazılmaktadır. Kırk bir rakamı hakkında (sahih) kitaplarda bir rivayet yoktur. Bu konuda yazılan ve söylenen sözlere itimat edilmez.

9.       Sakal Bırakmak İçin Zevceden veya Anne Babadan İzin Almak: Bazı kimseler, sakal bırakmak için zevceden veya anne babadan izin alınmasının gerekli olduğunu söylüyorlar. Bu sözlerin aslı yoktur. İslam dininde anne baba hakkı büyüktür. Zevceyi hoşnut etmek de mühimdir. Fakat Allah ve Resulünün hakkı hepsinden daha büyüktür. Sakalı bırakmak, Allah-u Zülcelâl’in ve Resulünün hakkıdır.

   Müslüman bir erkek, zevcesini İslami konularda aydınlatmak ve şuurlandırmakla mükelleftir. Bir kimse sakalını bırakırken zevcesinden müsaade almak durumunda değildir. Zevcesi razı olmasa da sakalını bırakmak zorundadır.

10.   Türbelere Bez Bağlamak: Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, türbeler ve evliya mezarlarını ziyaret edenler, bunlara tapınmaz. Onların ruhlarını vesile ve kendilerine şefaatçi ederek, dileklerini Allah-u Zülcelâl’den isterler.

    Türbe ziyareti, türbenin binası, taşı toprağı için değil, orada medfun bulunan zat için yapılır. Bu kabir ziyareti, dinimizce caiz ve çok sevaptır. Bazılarının buna şirk demeleri, dini esaslara dayanmamaktadır. Türbelere bez bağlamak, mum yakmak ve benzeri şeyler, cahiller tarafından uydurulmuş şeyler olup dinimizde hiçbir yeri yoktur. Bu gibi hurafelerden bazıları, Hıristiyanlık ve Yahudilikten alınarak, cahil kimseler arasında yayılmıştır. Bu gibi bid’atlerden şiddetle kaçınmak lazımdır.

11.   Nikâh Tazelemek: Duyduğumuz kadarıyla, bilhassa Anadolu’da Cuma akşamı nikâh tazeleme âdeti vardır. Bu nikâh tazeleme âdeti, birkaç yönden doğru değildir: a) Bu âdet esnasında “yenileme ifadesi kullanılıyor. Hâlbuki nikâh, eskiyen bir şey değildir. Bir kimsenin nikâhı ya vardır ya da yoktur. Varsa zaten yenilenmesi gerekmez. Eğer yoksa şartlar mevcutsa kıyılır.

b) Bilindiği gibi nikâh bir akiddir. Buna göre, tarafların kendilerinin veya vekillerinin orada bulunması gerekir. Oysa erkek orada bulunduğu halde, kadın veya onun vekili orada bulunmamakta ve kendisine bir şey sorulmamaktadır. Buna göre, tek taraflı kıyılan nikâh sahih değildir.

c) Nikâh şartlarından biri de iki şahidin duymasıdır. Nikâh tazeleme âdetinde böyle bir şart da bulunmamaktadır. Burada herkes imamın söylediklerini tekrar etmekle meşgul olduğu için birbirlerinin sözlerini duymamaktadırlar. Bu yazdıklarımızdan da anlaşıldığı gibi böyle bir tatbikatın İslamiyet’le, nikâhla hiçbir alakası olmayıp bid’attir.

12.   Nazar Boncuğu: Nazar boncuğu, insanların kendi üzerlerine veya eşyalarına taktıkları, renkli boncuklar veya göz şeklinde yapılmış cisimlerdir. Bunlarla onun nazardan korunmasını, zararlı ve kötü şeylerin ondan uzaklaşmasını murat ederler.

    Bu boncukları takmak ve faydayı bunlardan beklemenin İslam dininde yeri yoktur. Bunları kullanmak, İslam dinine aykırıdır. Hatta faydayı, doğrudan bu boncuklardan beklemek, küfürdür. Nitekim Amir oğlu Ukbe’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:  “Kim nazar boncuğu takarsa Allah ona (nazar boncuğu takması sebebiyle) bir fayda yaratmaz. Kim de nazarlık takarsa Allah ondan da bir hayır nasip etmez.” (Ahmed bin Hanbel, Ebu Ya’la, Hâkim)

İki Bayram Arası Nikâh Kıymak Bid’at Değildir:  Bazı kimseler, iki bayram arasında ve Muharrem arasında evlenmenin uğursuzluk ve haram olduğunu söylemektedirler. Böyle bir inancın İslam’da herhangi bir dayanağı ve aslı yoktur. Muharrem ayı da Allah-u Zülcelâl’in tazimde bulunduğu dört hürmetli aydan biridir.

   Bu hürmetli aylarda işlenen günahlar, diğer aylarınkine nazaran daha çirkin karşılanmıştır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bu aya hürmeten onu ‘Allah’ın ayı’ diye isimlendirmiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz, Hz. Âişe validemizle Şevval ayında nişanlanmış, üç sene sonra da yine Şevval ayında evlenmiştir. (Müslim, Nikâh; 73)


 
  Bugün 23 ziyaretçi (64 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=